Hizmet İhracatını Artırma Formülü

YAZI 11.08.2026
Inbusiness ev sahipliğinde, corendon airlines desteğiyle düzenlenen ‘hizmet sektöründe finansmanın önemi’ başlıklı yuvarlak masa toplantısında, hizmet ihracatının sürdürülebilir büyümesi için finansmanın stratejik rolü masaya yatırıldı.

Türkiye, hizmet ihracatında artık küresel ölçekte söz sahibi ülkeler arasında yer alıyor. Geçtiğimiz yılı 122,5 milyar dolarlık hizmet ihracatıyla tamamlarken, bu yıl için 128 milyar dolarlık bir hedef söz konusu. Jeopolitik gerilimlerin, küresel ekonomik belirsizliklerin ve sıkı finansal koşulların gölgesinde bu büyüme ivmesini koruyabilmek ise yalnızca güçlü bir hizmet ekosistemine değil, doğru finansman modellerine de bağlı. Zira turizmden havacılığa, lojistikten sağlığa kadar uzanan hizmet sektöründe yatırımların sürdürülebilirliği, uluslararası rekabet gücü ve yeni pazarlara açılma kapasitesi açısından finansman kritik bir kaldıraç. Çünkü hizmet sektörü, gelirini zamana yayarken yatırımını bugünden yapmak zorunda. Yeni uçaklar, oteller, dijital altyapılar, teknoloji yatırımları ve uluslararası büyüme planları; uzun vadeli, öngörülebilir maliyetli ve sürdürülebilir finansman kaynaklarına erişimi zorunlu kılıyor. Bu nedenle finans sektörü, hizmet ihracatının en önemli stratejik iş ortaklarından biri olarak öne çıkıyor. Kredi büyümesine yönelik sınırlamalara rağmen hizmet ihracatçılarının bankacılık sektöründe pozitif ayrışması da bunun en somut göstergelerinden biri. Öte yandan yeşil finansman, sürdürülebilirlik kriterleri ve uluslararası kaynaklara erişim, önümüzdeki dönemde sektörün büyüme performansını belirleyecek başlıca gündem maddeleri arasında yer alıyor.

İşte bu dönüşümün finansman ayağını tüm yönleriyle ele almak amacıyla INBUSINESS olarak, Corendon Airlines desteğiyle "Hizmet Sektöründe Finansmanın Önemi" başlıklı bir yuvarlak masa toplantısı düzenledik. Turkuvaz Medya Center'da gerçekleştirilen buluşmada, hizmet sektörünün büyümesini mümkün kılacak finansman modelleri, bankacılık sektörünün yaklaşımı, sürdürülebilir finansmanın yükselen rolü ve yatırımcıların beklentileri masaya yatırıldı. Moderatörlüğünü, EY-Parthenon Türkiye Şirket Ortağı ve EY Orta Avrupa Sermaye ve Borç Danışmanlığı Lideri Orçun Makal'ın üstlendiği toplantıda Corendon Airlines Mali İşler'den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CFO) Erkan Erbay, Corendon Airlines Finans Danışmanı Batuğhan Karaer, Corendon Airlines Kıdemli Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Pınar Pehlivan, QNB Genel Müdür Yardımcısı Burçin Dündar Tüzün, Türk Ticaret Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Zafer Seyar ve Şekerbank Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Üst, sektörün finansman ihtiyacını, karşılaştığı zorlukları ve yeni fırsat alanlarını değerlendirdi.

Orçun Makal: Turizm ve havacılık sektörü; yüksek yatırım gereksinimi, yüksek operasyon maliyetleri ve döviz bazlı gelir-gider yapısıyla finansmana en fazla ihtiyaç duyan sektörlerin başında geliyor. Bunun yanında jeopolitik gelişmeler, küresel ekonomik dalgalanmalar ve dışsal risklerden de en hızlı etkilenen alanlardan biri. Bu çerçevede Corendon olarak finansman tarafındaki öncelikleriniz neler? Büyüme hedefleriniz, filo yatırımları, kapasite artışı ve yeni pazarlara açılım planlarınızı desteklemek için nasıl bir finansman stratejisi izliyorsunuz?
Batuğhan Karaer:
Corendon Gurubu olarak bugün 40'a yakın uçaktan oluşan filomuz, 10'un üzerinde otelimiz ve 3 bini aşkın çalışanımız bulunuyor. Biz sürdürülebilir büyüme hedeflerimiz doğrultusunda, öz kaynaklar ile dış finansmanı dengeli bir yapıda buluşturmayı önceliklendiriyoruz. Pandemi sonrası değişen iş yapış biçimleri, jeopolitik krizler ve makroekonomik dalgalanmalar karşısında finansal risk yönetimini, kaynak yaratmak kadar kritik bir unsur olarak ele alıyoruz. Enflasyonist baskılar, artan maliyetler ve kurların beklentilerin altında kalmasıyla daralan kar marjlarına karşı etkin türev araçlar kullanıyoruz. Havayolu tarafında yakıt maliyetlerini sezona girerken en az yüzde 50 oranında hedge (forward ve opsiyonlar) ederek kontrol altında tutuyor, Euro/Dolar parite riskini yönetiyoruz. Otelcilik tarafında ise döviz kuru baskısı nedeniyle artan TL bazlı işçilik maliyetlerine karşı türev enstrümanlardan yararlanıyoruz. Yüksek TL faiz maliyetlerinden (%50+) kaçınmak adına, yüksek faizli TL kredilerimizi kapatarak yapımızı yüzde 7-8 maliyetli döviz bazlı kaynaklara dönüştürdük. Bu stratejiyle finansman maliyetlerimizi euro bazında optimize ettik. Risk disiplininden taviz vermeyerek bugünden 2027 yılına yönelik hedge çalışmalarını yürütüyoruz. Çünkü finansal riskleri önceden yönetmenin, sürdürülebilir büyümenin en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz.

Orçun Makal

EY Orta Avrupa Sermaye ve Borç Danışmanlığı Lideri ve EY-Parthenon Türkiye Şirket Ortağı
Güven Duyulan Sektörlerden Biri

Geçmişte turizm sektörü için sıkça "bacasız sanayi" ifadesi kullanılırdı. Ki bu tanım hala geçerliliğini koruyor. Hatta zaman içinde görüldü ki turizm, geçici krizlerden etkilenebilse de güçlü yapısıyla toparlanma kabiliyeti yüksek bir sektör. Bunun en somut örneklerinden birini, finansal danışmanlığını yürüttüğümüz büyük bir turizm grubunda yaşadık. Pandemi nedeniyle yaklaşık 750 milyon euroluk borç yüküyle yeniden yapılandırma sürecine giren şirket, sağlam operasyonel yapısı ve işinin başında olan aile yönetimi sayesinde süreci başarıyla atlattı. Yapılandırmanın ardından şirketi yakından takip etmeye devam ettik. Bugün hem kredilerini düzenli şekilde geri ödüyor hem de yeni yatırım fırsatlarını değerlendiriyor. Benzer şekilde, pandemi döneminde zorlanan havalimanı yatırımları da zamanla toparlandı. Turizm sektörü dönemsel dalgalanmalardan etkilenebilse de orta ve uzun vadede yeniden büyüme potansiyelini ortaya koyuyor. Bu nedenle bankacılık sektörü açısından da geri ödeme kapasitesi yüksek, güven duyulan sektörlerin başında geliyor.

Risk yönetimi stratejiniz doğrultusunda, özellikle pandemi sonrası dönemde derinleşen faiz, kur ve yakıt maliyeti baskılarına karşı ne tür finansal çözümler ve koruma (hedge) mekanizmaları geliştirdiniz?
Batuğhan Karaer:
Faiz riskini azaltmak için farklı çözümler geliştirdik. Forward işlemleriyle kendimizi korumaya çalışırken, uygun maliyetli yabancı kaynaklar sağlayarak TL kredilerimizi kapattık ve finansman yapımızı ağırlıklı olarak yabancı para cinsine dönüştürdük. Bunun temel nedeni maliyet farkıydı. Basit bir örnek vermek gerekirse, 1 milyon euroluk bir finansmanın yıllık maliyeti TL krediyle yaklaşık 400 bin euro seviyesine çıkabilirken, aynı tutar yabancı para cinsinden sağlandığında bu maliyet 80-90 bin euro seviyelerinde kalabiliyor. Bu farkın 10 milyon, 20 milyon euroluk finansman hacimlerinde ne kadar büyük bir etki yarattığı daha net görülüyor. Bu nedenle önceliğimiz her zaman doğru finansman kaynağını bulmak, ardından da bu kaynakların taşıdığı riskleri en aza indirecek şekilde yönetmek oldu. Bugün sürdürülebilir ve istikrarlı bir büyüme trendi içindeyiz. Dış koşullardaki tüm dalgalanmalara rağmen büyümemizi sürdürdük. Nitekim havayolu tarafında yaklaşık 100 milyon euro seviyesindeki ciroyu bugün 900 milyon euro bandına taşıdık. Otel ve tur operatörü faaliyetlerimiz de dahil edildiğinde ise 1 milyar euroyu aşan bir ölçeğe ulaştık.

Batuğhan Karaer

Corendon Aırlınes Finans Danışmanı
Yeşil Dönüşüm Belirleyici Olacak

Otel sayımızı, hacmimizi artırmaya çalışırken bir yandan da sürdürülebilirlik adına GES projelerine de devam ediyoruz. GES'te şimdi saatlik mahsuplaşmaya geçildi ve nakit akışları değişti, 'Şimdi ne yapacağız?' diye bakıyoruz sektör olarak. Fakat görüyoruz ki yurt dışındaki bazı operatörler karbon ayak izini sıfırlayan otelleri tercih etmeye başladı. Yani biz de burada 'Maliyeti yüksek oldu, geri dönüşü uzadı' derken, yurt dışında artık karbon izine ne kadar önem verilmeye başlandığını görüyoruz. Mesela bizim çalıştığımız en büyük gruplardan biri TUI, bu konuda çok hassasiyet gösteriyor artık. 'Sen bu otelin karbon ayak izini ne yapıyorsun?' diye soruyorlar. Belki otel sayınızı artırırsınız ama karbon ayak izini sıfırlayamadığınız zaman tüketicinin tepkisini alıyorsunuz veya sempatisini kaybediyorsunuz.

Son dönemde iş dünyasında en çok merak edilen konuların başında uluslararası finansman kaynaklarına erişim geliyor. Türkiye'de finansman maliyetlerinin yüksek seyretmesi nedeniyle şirketler özellikle yabancı kaynaklara yöneliyor. Siz de az önce yabancı finansman kaynaklarından yararlandığınızı ve bu alanda kredi temin ettiğinizi ifade ettiniz. Uluslararası finans kuruluşlarının ve yabancı kreditörlerin Türkiye'ye ve özelde Corendon Grubu'na bakışı nasıl? Bu kaynaklara erişimde ilgi ve iştah devam ediyor mu?
Erkan Erbay:
Aslında burada söz konusu olan, doğrudan yurt dışındaki bir finans kuruluşundan kredi kullanmamız değil. Türk bankalarıyla olan güçlü ilişkilerimiz sayesinde bu imkana erişiyoruz. Örneğin bir banka nezdindeki kredi limitlerimiz kapsamında, bankanın kefalet ve garantisiyle yurt dışındaki iştirakleri veya muhabir bankaları aracılığıyla döviz cinsinden finansman sağlayabiliyoruz. Bizim için asıl avantaj, finansmanın maliyeti. Çünkü Türkiye'de TL kredi faizlerinin yüzde 45-50 seviyelerine çıkması, neredeyse faaliyet karlılığımızı (FAVÖK) önemli ölçüde eritecek bir noktaya ulaşmıştı. Bu nedenle kredi yapımızı döviz cinsine çevirmek bizim için bir tercih değil, zorunluluk haline geldi. Bu yöntem sayesinde finansman maliyetimizi yaklaşık yüzde 9 seviyelerine kadar düşürebildik. Aradaki maliyet farkı, hem nakit akışımızın yönetimi hem de sürdürülebilir büyüme açısından bize önemli bir avantaj sağladı.

Hüseyin Üst

Şekerbank Kobi ve İşletme Bankacılığından Sorumlu GMY
Geleceğe Umutla Bakıyoruz

Sektörde asıl belirleyici olan kar marjı. FAVÖK marjları yüzde 45'lerden gerilemiş olsa da halen yüzde 20'nin altına inmedi ki bu oran neredeyse hiçbir sektörde yoktur. Şirket kazançlarıyla örtüşen bu tablo, geleceğe umutla bakılmasını sağlıyor. Güncel kredi tercihleri de yatırım odaklı olmaktan ziyade, işletme sermayesini destekler nitelikte ve sektördeki 17 milyar dolarlık kredinin yüzde 80'i uzun vadeli yapıda.

Bu modeli uygulama alanınız ne kadar geniş?
Batuğhan Karaer:
Şu anda kredi portföyümüzün dengesini daha uygun maliyetli olduğu için yabancı para cinsinden ağırlıklı oluşturmaya çalışıyoruz.
Dolayısı ile toplam kredimiz içinde yaklaşık yüzde 45 seviyesinde olan TL kredi payını önce yüzde 15'e indirmek, ardından yüzde 10'un altına çekmeyi plalıyoruz.
Finansman stratejimizin temel hedeflerinden birisi de türev limitlerinden yararlanarak yakıt maliyetlerimizi kontrol altında tutabilmeyi, diğer yandan TL kredilerindeki faiz yükünü azalaltabilmek için de Euro/TL forward kur işlemlerinden yararlanıyoruz. Jet yakıtı oldukça spesifik bir ürün olduğu için her bankanın bu alanda işlem yapabilecek altyapısı bulunmuyor. Bazı bankalarımızdan jet yakıtı hedge işlemleri için limit alabilirken bazılarıyla yalnızca döviz riskine yönelik işlemler gerçekleştirebiliyoruz. Bu nedenle yurt dışındaki finans kuruluşlarıyla da çalışıyoruz.Danimarka ve
İngiltere merkezli bazı kuruluşlar bize yakıt
hedge işlemleri için limit tahsis etti. Böylece risk yönetiminde hareket alanımız genişledi. Ayrıca yakıt tedarikçilerimizin sunduğu imkanlardan da yararlanıyoruz.

Döviz cinsinden finansmana erişim sizin için sürdürülebilir bir imkan mı, yoksa belirli limitler ve dönemlerle sınırlı bir yapı mı söz konusu?
Erkan Erbay
: Aslında burada kullanılan yapı, teknik olarak aval verilmiş bir poliçe mekanizmasına dayanıyor. Kıymetli evrak hukukunda poliçe üzerinden anlatılan bu sistemin ticari hayatta çok yaygın bir uygulaması bulunmuyor. Esasen burada söz konusu olan, bankanın sağladığı bir kefalet mekanizması. Dolayısıyla kullanım kapasiteniz, size aval veren bankanın tanımladığı gayrinakdi kredi limitiyle sınırlı. Banka bu limiti tahsis ettiği sürece, o çerçevede ihtiyaç duyduğunuz ölçüde finansmana erişebiliyorsunuz. Karşı tarafta da bir banka yer aldığı için süreç tamamen bankalar arasındaki güven ve limit ilişkisi üzerinden ilerliyor. Bu sayede, tanımlanan limit dahilinde bu finansman modelini esnek şekilde kullanabiliyoruz.

Banka perspektifinden baktığınızda, son dönemde hizmet sektörlerinden gelen finansman taleplerinde nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz? Şirketler bugün en çok hangi amaçlarla finansman talep ediyor?
Burçin Dündar Tüzün:
Risklerin niteliği farklılaştıkça oyunun kuralları değişiyor. Bugün özellikle finansman taleplerinin temelinde nakit akışını sağlıklı yönetebilmek, işletme sermayesini güçlendirmek ve artan maliyetleri finanse edebilmek ihtiyacı bulunuyor. Sürdürülebilir finansman perspektifinden baktığımızda ise özellikle daha uzun vadeli ve yönetilebilir maliyetler sunan yurt dışı kaynaklara erişimin önemi artıyor. Çünkü yatırımların yavaşladığı dönemlerde finansman talebi işletme sermayesine kayıyor ve şirketler mevcut faaliyetleri sürdürecek güçlü bir nakit yapısını korumaya odaklanıyor. Son yıllarda kredi kullanımlarında da önemli bir dönüşüm yaşandı. Düşük faizli ve uzun vadeli TL finansman imkanlarının bulunduğu dönemde, döviz geliri olan şirketler dahi ağırlıklı olarak TL kredi tercih etti ve bilançolarında TL kredilerin payı yükseldi. Ancak son iki yılda bu eğilim tersine döndü.

Döviz geliri bulunan ve kur riskini doğal olarak yönetebilen şirketler, daha düşük maliyetli yabancı para kredilerine yönelmeye başladı. Böylece bilançoların pasif tarafında da TL'den yabancı para finansmana doğru belirgin bir geçiş yaşandı. Amaç, daha uygun maliyetli finansman sağlayarak faiz giderlerini azaltmak oldu. Bu kapsamda sendikasyonlar, ECA finansmanları ve diğer uluslararası fonlama kaynakları daha fazla kullanılmaya başlandı. Bununla birlikte şirketlerin risk yönetimi yaklaşımı da önemli ölçüde gelişti. Artık hemen her şirketin bilançosunda kur, faiz, emtia veya yakıt riskine karşı kullandığı bir hedge mekanizması bulunuyor. Özellikle havacılık sektöründe yakıt fiyatlarının, farklı para birimleri üzerinden gelir elde eden şirketlerde ise parite hareketlerinin yarattığı riskler türev ürünlerle yönetiliyor. Şirketler, beklenmedik dalgalanmaların finansal performans üzerindeki etkisini azaltmak için türev enstrümanları artık finansal yönetimlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor.

Hüseyin Bey, 30 yılı aşkın sektör tecrübenizle çok farklı ekonomik krizleri, finansal dalgalanmaları ve dönüşüm süreçlerini yakından deneyimlediniz. Bankacılık perspektifinden baktığınızda, hizmet sektörü ve özellikle turizm neden hala en güçlü ve en güvenilir alanlardan biri olarak görülüyor?
Hüseyin Üst:
Tüm jeopolitik risklere rağmen bankaların finansman sağladığı ana sektörlerden biri halen turizm. Dünyada turizm ve hizmet sektörünün oluşturduğu ekonomik büyüklük yaklaşık 13 trilyon dolar seviyesinde. Türkiye'de ise 65 milyar dolara yaklaşan bir turizm ekonomisinden söz ediyoruz. Sektörde kullanılan kredi hacmi, bir yıl içinde yaklaşık 460 milyar TL'den 687 milyar TL'ye yükseldi. Yaklaşık yüzde 51'lik bu artışla turizm, bankacılık açısından pozitif ayrıştı. Bankacılık sektörü de turizm sektörünü her dönemde desteklemeye devam etmiştir. Bankacılık sektörünün bu pozif yaklaşımının arkasında banka dışı garantiler ve yurt dışından tedarik edilen kaynaklar da yer alıyor.

Ahmet Zafer Seyar

Türk Ticaret Bankası Perakende, Ticari ve kurumsal bankacılık GMY
Hizmet Sektörüne Tam Destek

Türk Ticaret Bankası olarak hizmet ve turizm sektörünü, faaliyetimizin daha ilk yılında olmamıza rağmen ciddi ölçüde desteklemeye başladık. Önümüzdeki dönemde de bu desteğimizi artırarak sürdüreceğiz. Geçen yılı ihracatçılarımıza sağladığımız 76 milyar TL'lik finansman desteğiyle tamamladık. Bu yıl hedefimiz bu rakamı 110 milyar TL seviyesine çıkarmak. İhracatçılarımızın desteği ve sermaye yapımızın güçlenmesiyle birlikte önümüzdeki yıllarda bu finansman hacmini daha da artırmayı hedefliyoruz.

Türk Ticaret Bankası'nın sektöre ne kadar desteği var? Sektör tarafına etkisi nasıl olacak? Yeni ürünleriniz neler?
Ahmet Zafer Seyar:
Türk Ticaret Bankası'nı diğer bankalardan ayıran en önemli özellik, ihracatçıların bankası olması. Sermayemizin yüzde 99,83'ü İhracatı Geliştirme A.Ş.'ye (İGE) ait. İGE'nin ortaklık yapısında ise Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve 61 İhracatçı Birliği çoğunluk payına sahip. Kalan ortaklık yapısı Eximbank ve ticari bankalardan oluşuyor. Bu nedenle Türk Ticaret Bankası'nı, ihracatçıların sahip olduğu banka olarak tanımlamak yanlış olmaz. Biz, bankamızı özel sektör dinamizmiyle hareket eden ancak kamusal sorumluluk taşıyan bir misyon bankası olarak konumlandırıyoruz. Misyonumuz da, yenilikçi finansal çözümlerle ihracatçının ihtiyaç duyduğu tüm bankacılık ürün ve hizmetlerini en hızlı, en güvenli ve en uygun koşullarla sunmak. Eylül 2024 itibarıyla müşteri kabulüne başladık. 1,5 yıl gibi kısa bir sürede bireysel bankacılıktan ticari ve kurumsal bankacılığa kadar tüm ürünlere sahip konvansiyonel bir yapıyı, 'fijital' banka bakış açısı ile kurduk. Bugün itibarıyla 16 şubemizle hizmet veriyoruz. Diğer ticari bankalardan temel farkımız, kredi tarafında yalnızca ihracat yapan ve döviz kazandırıcı faaliyetlerden gelir elde eden firmalarla çalışıyor olmamız. İhracatçılarımıza sunduğumuz en önemli finansman araçlarından biri reeskont kredileri. Reeskont kredilerinde çok etkiniz. Bu kredilerin daha fazla ihracatçıya ulaşması için yoğun şekilde çalışıyoruz. Bu yıl, Ticaret Bakanlığımızın ihracat eylem planına Eximbank ve İGE ile birlikte Türk Ticaret Bankası da dahil oldu. 2025'te 76,3 milyar TL'ye ulaşan toplam finansman desteğimizi, 2026'da 110 milyar TL'ye yükseltmeyi hedefliyoruz. Bundan sonraki dönemde ihracatçılarımız Türk Ticaret Bankası'nı yalnızca büyüyen bir banka olarak değil, ihracatın finansmanındaki en önemli çözüm ortaklarından biri olarak görecek.

Bu kaynak ve kredi dağıtımını tabana yayarken önceliği hangi sektörlere ya da ne tür firmalara veriyorsunuz?
Ahmet Zafer Seyar:
Bankamız sadece ihracat yapan firmalara kredi kullandırabiliyor. Başta ihracat kredileri olmak üzere, teminat mektubu, akreditif, Eximbank teminat mektupları, TL işletme sermayesi kredileri ile orta ve uzun vadeli yatırım kredileri sunuyoruz. Teknoloji altyapımızı, Türkiye'nin her bölgesindeki ihracatçılara hızlı ve etkin hizmet verecek şekilde kurguladık. Bu yatırımlarımız devam ediyor. İGE teminatını etkin kullanıyoruz ve KOBİ'lerimizi de finansmanla buluşturmaya gayret ediyoruz. Türkiye'de ihracatın GSYH içindeki payı yaklaşık yüzde 30 seviyesindeyken, ihracat finansmanının toplam krediler içindeki payı Eximbank dahil yaklaşık yüzde 14 seviyesinde kalıyor. Bu tablo, ihracatın finansmanında hala önemli bir gelişim alanı bulunduğunu gösteriyor. Finans sektörü olarak buraya odaklanmamız ve ihracat kredilerinin toplam krediler içindeki payını artırmamız gerektiği aşikar. Son olarak eklemek istediğim bir nokta daha var: Bizler üzerimize düşen görevi fazlasıyla yaparken özellikle KOBİ ihracatçılarımızın da finansal okuryazarlık konusuna eğilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu, Türkiye genelindeki firmalarımız açısından en temel sorunlardan biri olarak değerlendiriyorum. Finansal okuryazarlık seviyesinin yükseltilmesi büyük önem taşıyor.

Burçin Dündar Tüzün

QNB Türkiye Kredilerden Sorumlu GMYSürdürülebilir
Finansman Talebi Artacak

Enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve yeşil finansman alanındaki yatırımlar hız kazandı. Şirketler yalnızca çevresel sorumluluklarını yerine getirmek için değil, aynı zamanda maliyetlerini düşürmek ve uzun vadeli rekabet güçlerini artırmak amacıyla bu alanlara yatırım yapıyor. Turizm sektörü bunun en somut örneklerinden biri. Bugün büyük turizm işletmelerinin önemli bir bölümü, kendi elektrik tüketimini karşılayacak yenilenebilir enerji yatırımlarına yöneliyor. Bir anlamda yalnızca turizm hizmeti sunan şirketlerden ziyade aynı zamanda kendi enerjisini üreten oyuncular haline geliyorlar. Bu dönüşüm, sürdürülebilirlik odaklı finansman talebinin önümüzdeki dönemde de artarak devam edeceğini gösteriyor.

Aslında kaynağa erişimden ziyade, o kaynağı kullanma bilincinin eksikliğine dikkat çektiniz. Peki, bu durumun sektörel yansımasını nasıl görüyorsunuz?
Burçin Dündar Tüzün:
Tüm sektörleri yakından ilgilendirdiği için QNB olarak bu alandaki faaliyetlerimize de kısaca değinmek isterim. Bu anlamda danışmanlık sayfalarında Solutions veya Dijital Köprü gibi uygulamalarla, esasında bu finansal okuryazarlığın daha düşük olduğu segmentlerde, KOBİ'lerde firmaların kendi finansallarını nasıl okuması gerektiğini, ne tür riskler barındırdığını görmelerini sağlıyoruz. Bahsettiğim uygulamalarla, finansal okuryazarlığı olan danışman olarak çalışan taraflara erişebiliyorlar. Bunu bir bankayla kredi başvurusu haline getirmeden de kendi dünyasını nasıl okuyabileceğini, ne tür gelişim alanları olduğunu, ne tür risk ve fırsatları barındırdığını onlara gösteren, ayna tutan danışmanlık ürünlerimiz var. Bence bankacılık sektörü olarak kuvvetli finansal desteği verirken bu tür danışmanlıkları da yapay zeka destekli ve dijitalleşme anlamında yapıyor olmamız çok kıymetli.

Erkan Erbay

Corendon AIRLINES Mali İşlerden Sorumlu GMY
Doğru Maliyetle Finansmana Erişim Önemli

Bugün bizim için en kritik konu, finansamana erişmekten çok doğru maliyetle finansmana erişebilmek. Türkiye'deki yüksek TL faizleri nedeniyle kredi yapımızı döviz bazlı finansmana dönüştürdük ve bu sayede finansman maliyetimizi önemli ölçüde aşağı çektik. Güçlü banka ilişkilerimiz sayesinde uluslararası kaynaklara erişebiliyor, nakit akışımızı daha sağlıklı yönetebiliyoruz. Finansmanda doğru yapı kurulduğunda bu sadece maliyet avantajı sağlamıyor, şirketin büyüme planlarını daha güvenli ve sürdürülebilir şekilde hayata geçirmesine de imkan tanıyor.

Reel sektörün yeşil dönüşüm süreçlerinde finansmana erişimini kolaylaştıracak yeni mekanizmalar neler?
Hüseyin Üst:
Yeşil dönüşüm alanında farklı kredi enstrümanları mevcut. Reel sektöre bu enstrümanları tanıtabilmek de çok önemli. Bankamızda yenilenebilir enerji, su ve enerji verimliliği, çevre dostu araç ve yeşil bina yatırımlarını içeren iklim finansmanı kredileri için; EKOkredi ürünümüz ile finansman desteği sağlıyoruz. Kredi Kayıt Bürosu'nda Greendeks adı verilen ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile birlikte geliştirilen bir uygulama bulunuyor. Bu uygulama ile şirketleri çevresel duyarlılık, sürdürülebilirlik, karbon ayak izi gibi yaklaşık 75 kriter üzerinden değerlendiriyor ve buna göre bir derecelendirme yapıyoruz. Bunu Kredi Garanti Fonu ve sisteme dahil olmak isteyen bankalarla birlikte yeni bir modele dönüştürüyoruz. Amaç, C ve üzeri nota sahip firmalara kullandırılan kredileri bir araya getirerek yurt dışından daha maliyetli kaynak bulabilmek. Böylece firmalar uluslararası finans kuruluşlarından daha düşük maliyetli finansmana ulaşabiliyor.

Havacılık gibi farklı sektörlerde oyuncuların kendilerine has stratejileri olduğunu biliyoruz bu konjonktürde sizin kısa ve orta vadeli yol haritanız nasıl şekilleniyor?
Batuğhan Karaer:
Turizm sektörü tur operatörü, havayolu, acente ve otel sac ayağı üzerine kurulu olan bir değer zincirinden oluşuyor. Bu değer zincirindeki akış ve değişimle ilgili dinamikleri çok dikkatli takip etmeniz lazım. Kredi maliyetleri Avrupalı için yüksek ama otelcilikte yüzde 30-35 EBITDA marjlarında yabancı kaynak kullandığınız pariteler sizin için çok daha ucuz, buna karşılık yüzde 10 ile çalışan başka bir kurum için çok pahalı olabilir. Dolayısıyla bu gelişen konjonktüre paralel biz bu ana eksendeki sacayaklarında değişen dünyaya da ayak uyduruyoruz. Mesela bir dinamik paketleme, fiyatlama var artık, dinamik satın alma var. Artık paket turu kendisi oluşturuyor müşteri. Oteli benim rakibimden alıyor, uçağı benden alıyor, transferini kendi oluşturuyor. Böyle bir dünyaya doğru evriliyoruz. Bunların hepsinin beraberinde artık tur operatörünün de biraz kenara çekildiği, havayolunun müşteriyle yüzleştiği bir dünyaya doğru gidiyoruz. Ama burada otelde yaratılan katma değeri de dikkate alıyoruz. Son dönemde özellikle otel yatırımları üzerine odaklanmamız oldu çünkü oradaki kar marjları, potansiyel çok daha fazla. Ama havayolundaki pazar payımızı ve ağırlığımızı korumak adına da çabalarımız devam ediyor. Devam ederken bu değişen dünyaya paralel tabii bizim Avrupa'da konuşlandığımız bir yapı da var. Özellikle Malta'da yapılandığımız bir yapı var. Corendon Europe olarak Hollanda'da, Hollanda bayraklı olarak yapılandığımız bir yapı var. Orada mesela karşımıza karbon salımına dönük talepler çıkıyor, bunlarla ilgili çalışmalarımız var. Otel tarafında tabii işlerimizi büyütüyoruz.

Pınar Pehlivan

Corendon AIrlInes Kıdemli Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü
Uzun Vadeli Büyümenin Temelinde Güven Var

Corendon olarak sürdürülebilir havacılık yakıtı, otellerimizde yürüttüğümüz çevresel projeler ve uluslararası standartlara uyum çalışmalarımızla bu dönüşüme hazırlanıyoruz. Bizim için sürdürülebilirlik kadar önemli bir diğer konu ise güven. Avrupa'dan güneş destinasyonlarına yolcu taşıyan bir marka olarak misafirlerimiz ve iş ortaklarımızla kurduğumuz güveni uzun vadede sponsorluklarımız ve stratejik iş birliklerimizle destekliyor, sürdürülebilir büyümeyi marka yaklaşımımızın merkezinde konumlandırıyoruz.

Corendon Airlines olarak sürdürülebilirlik tarafında hangi aksiyonları alıyorsunuz?
Pınar Pehlivan:
Kasım ayında Antalya'da düzenlenecek COP31, sürdürülebilirlik konusunda önemli bir farkındalık yaratacak. Nasıl finansal okuryazarlık iş dünyası için vazgeçilmez hale geldiyse, sürdürülebilirlik okuryazarlığı da artık şirketler için bir gereklilik. Biz de Corendon olarak zirveye hazırlanıyor, sürdürülebilir havacılık yakıtı finansmanından otellerimizde yürüttüğümüz projelere kadar geleceğe yönelik çalışmalarımızı paylaşmayı hedefliyoruz. Bizim açımızdan sürdürülebilirlik kadar önemli bir diğer kavram ise güven. Çünkü 65 ülkede, 165 havalimanında faaliyet gösteriyor, finans kuruluşları, iş ortaklarımız ve milyonlarca yolcumuzla çalışıyoruz. Avrupa'dan güneş destinasyonlarına yolcu taşıyan bir şirket olarak güveni her alanda sürdürülebilir kılmak zorundayız. Bu anlayış sadece finansal ilişkilerimizde değil, yolcularımızla kurduğumuz bağın temelinde de yer alıyor. Sponsorluk stratejimizi de bu bakış açısıyla şekillendiriyoruz. Beş yıldır Anadolu Efes S.K. ile EuroLeague'de birlikteyiz. Ayrıca Manchester City F.C. ve GKS ile yürüttüğümüz iş birlikleri de kaynak pazarlarımızdaki varlığımızı güçlendiren uzun soluklu projeler. Bunun yanında Alanya'da isim sponsorluğumuz, Antalya'da ise stadyum isim sponsorluğumuz bulunuyor. Bu iş birliklerini de sürdürülebilir bir marka yatırımı olarak görüyoruz.

Çok net görüyoruz ki, belirli sektörlerde sürdürülebilirlik dönüşümüne girmeyen ya da bu sürece direnmeye devam eden şirketler, bir noktadan sonra uluslararası oyuncu olma şansını kaybedecek. Kimse onların ürünlerini tercih etmeyecek, hizmetlerini kullanmayacak. Bu nedenle şirketlerin bu dönüşüme vakit kaybetmeden başlaması gerekiyor.
Burçin Dündar Tüzün:
Bankacılık sektörünün sermaye yeterliliği, dijitalleşme ve finansal altyapı açısından Avrupa ve dünya ölçeğinde güçlü bir konumda olduğunu düşünüyorum. Sürdürülebilirlik tarafında da benzer bir tablo var. Bugün bankalar, yurt dışından sağladıkları kaynakları mavi bono ihraçları, sürdürülebilirlik bağlantılı sendikasyonlar ve uluslararası finans kuruluşlarından temin edilen kredilerle çeşitlendiriyor. QNB olarak biz de net sıfır taahhüdüne imza atan bankalardan biriyiz. Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz sendikasyonlar ve ihraçlarla, Türkiye'nin sürdürülebilirlik dönüşümünü destekleyecek finansman kaynaklarını ülkeye kazandırıyoruz. Hizmet sektörü başta olmak üzere tüm sektörlerin ihtiyaç duyduğu dönüşüm yatırımlarını daha uzun vadeli ve uygun maliyetli finansmanla desteklemeye çalışıyoruz. Kısa vadede bu dönüşüm yatırım ve kredi ihtiyacı doğursa da uzun vadede işletmelere önemli kazanımlar sağlayacağına inanıyoruz. Dolayısıyla sürdürülebilir finansman tarafında şirketler için değerlendirilmesi gereken önemli fırsatlar bulunuyor.

Turizm ve hizmet sektörünün finansmanında nasıl bir rol üstlenmeyi hedefliyorsunuz?
Hüseyin Üst:
Önümüzdeki dönemde bu alanda beklenen iyileşme ve geliştirmelerin gerçekleşmesini umut ediyoruz. Elbette bu süreç küresel gelişmelerle de yakından bağlantılı. Ancak Türkiye'nin ekonomik göstergelerinde sağlanan olumlu gelişmelerin yansımalarını reel sektörde gördük. Biz de Şekerbank olarak Türkiye ekonomisinin sağlam makroekonomik çerçevesinde atılacak adımları sektörlerin güçlenme eğilimini destekleyecek şekilde uygulamaya devam edeceğiz.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.