Katma Değer ile İhracatı Yükseltmek

05:02 - 27.02.2026, Cuma

Maden sektörü yeni teknoloji döneminde artik kritik bir değer taşiyor. Türkiye 3,5 trilyon dolarlik yer alti potansiyeliyle bu gelecekte stratejik bir öneme sahip. Türkiye madenciler derneği başkani mehmet yilmaz sektörün katma değerli uç ürün üretimine odaklanmasi gerektiğini belirtiyor.

Türkiye'de madenciliğin kilit başlıkları izin süreçlerinin hızı, sermayenin risk algısı ve tedarik zincirinin yeni standartları. Türkiye Madenciler Derneği Başkanı Mehmet Yılmaz'a göre sektör, 3,5 trilyon dolarlık yer altı potansiyelini ekonomiye kazandırmak için üç yapısal eşiği aynı anda aşmak zorunda. İzinleri öngörülebilir kılacak Tek Durak Ofis, arama safhasının yüksek riskini taşıyacak ihtisas finansmanı/Maden Borsası ve Kritik Mineraller Strateji Belgesi'nin icracı bir yol haritasına dönüşmesi. Belirsizliğin en yüksek maliyet kalemi olduğunu belirten Yılmaz, bugün 20'den fazla kurumdan onay ihtiyacı ve süreçlerin yıllara yayılmasının iştahı doğrudan zedelediğini ifade ediyor.

2025'in 6,2 milyar dolarlık ihracat performansıyla kapatıldığını 2026'da 10 milyar doların hedeflendiğini aktaran Yılmaz, bunun yalnızca üretim miktarıyla değil cevherin içeride işleyip katma değerinin yükseltilerek başarılacağını belirtiyor. Mehmet Yılmaz ile Türkiye maden sektörünü konuştuk.

Sektörün yeni dönem ajandasında ilk 3 talep nedir?

Madencilik sektörünün Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılındaki stratejik rolünü pekiştirmek ve 3,5 trilyon dolarlık yer altı potansiyelimizi ekonomiye kazandırmak için ajandamızın en üstünde yapısal değişim talepleri yer alıyor. İlk ve en acil ihtiyacımız, yatırım süreçlerindeki öngörülebilirliği sağlayacak olan 'Tek Durak Ofis' mekanizması. Bugün bir maden projesinin hayata geçmesi için 20'den fazla kurumdan onay alınması ve bu sürecin bazen 7 yılı bulması, yatırım iştahını ciddi şekilde zedeliyor. Tüm izin süreçlerinin tek bir çatı altında, standart sürelerle ve dijital bir şeffaflıkla yönetilmesi, sektörümüzün önündeki en büyük bürokratik engeli kaldıracaktır.

İkinci temel talebimiz, madencilik projelerinin yüksek riskli arama safhalarını finanse edebilecek bir 'Maden Borsası' veya ihtisaslaşmış bir finansman piyasasının kurulması. Madencilik sektörünün klasik bankacılık kredileriyle büyümesi oldukça zor. Bu nedenle arama projelerini sermaye piyasalarıyla buluşturan, riski dağıtan ve doğru projeyi şeffaf veriyle görünür kılan bir finansal ekosisteme ihtiyacımız var. Finansmana erişimdeki bu dönüşüm, özellikle yerli girişimcilerimizin küresel ölçekte rekabet edebilmesinin önünü açabilir.

Ayrıca, ham madde bağımsızlığı vizyonumuzu destekleyecek 'Kritik Mineraller Strateji Belgesi'nin detaylı ve icracı bir yol haritasına dönüştürülmesini bekliyoruz. Biz artık ürettiğimiz cevheri kendi bünyemizde işleyerek yüksek teknolojiye uç ürün sağlayan bir yapıya geçmek zorundayız. Enerji maliyetlerinden ihracat düzenlemelerine kadar tüm süreçlerin, bu katma değerli üretim hedefiyle senkronize edilmesinin, madenciliğin GSYH içindeki payını yüzde 2 seviyesine hızla taşıyacağına inanıyoruz.

2025 nasıl bir yıl oldu, 2026 için beklentiler neler?

2025 yılı, Türk madencilik sektörü için küresel ekonomideki belirsizliklere ve tedarik zincirindeki dalgalanmalara karşı büyük bir direnç gösterdiğimiz bir yıl oldu. Yılı, zorlu piyasa koşullarına ve özellikle Çin pazarındaki dönemsel yavaşlamaya rağmen 6,2 milyar dolarlık bir ihracat rakamıyla kapatmayı başardık. Bu rakam, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 3,4'lük bir artışa işaret ediyor. Ancak bizim asıl odak noktamız hacimsel büyümeden ziyade, sektörün yapısal dönüşümüydü. 2025'te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın öncülüğünde atılan mevzuat sadeleşme adımları ve bizim Türkiye Madenciler Derneği olarak başlattığımız 'Sorumlu Madencilik İnisiyatifi'nin sahada karşılık bulması, yılın en stratejik kazanımları oldu.

2026 yılı için ise temel hedefimiz, ihracatımızı 10 milyar dolar barajının üzerine taşımak ve orta vadede 11-12 milyar dolarlık kalıcı bir bant oluşturmak. Ancak bu artışı sadece miktar bazlı değerlendirmiyoruz. Cevherimizi içeride işleyerek, katma değeri yüksek rafine ürünlerle gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Özellikle yeşil dönüşümün merkezinde olan bakır, nikel, lityum ve nadir toprak elementleri gibi kritik mineraller alanındaki yatırımların yapılmasını büyük bir heyecanla bekliyoruz.

Ruhsat izin süreçleri yatırım kararlarını nasıl etkiliyor?

Madencilikte ruhsat ve izin süreçleri, yatırımın sahada katma değere dönüşmesindeki en kritik eşik. En büyük maliyet kalemi belirsizlik. Yatırımcı, izinlerin ne zaman ve hangi şartlarda sonuçlanacağını öngöremediğinde sermayesini korumaya alıyor. Bu da özellikle yüksek teknoloji gerektiren büyük projelerde kararları erteliyor ya da iptale götürüyor. 2025 ortasında yürürlüğe giren düzenlemeler ve 2026 başındaki Maden Yönetmeliği güncellemeleri bu hantal yapıyı kırmak adına önemli adımlar. Arama dönemindeki orman izinlerinin 24 aya kadar bedelsiz hale gelmesi ve süreçlerin 18 aya çekilmesi hedefi, sahadaki iştahı yeniden canlandırdı. TMD olarak temel beklentimiz 'Ruhsat Güvencesi'. Verilen işletme hakkı mülkiyet hakkı kadar güçlü ve korunabilir olmalı. Kamu otoritesi izninin arkasında durmalı, yargı süreçleri teknik ihtisasla hızla sonuçlanmalı. Bu, doğrudan yabancı sermayenin önündeki bariyeri kaldırır ve 10 milyar doların üzerindeki ihracat eşiğine hukuki öngörülebilirlik ve süreç disipliniyle ulaşılır.

Sektöre yeni yatırımcılar giriş yapıyor mu? Potansiyel yatırım ve yatırımcı ihtiyacı nedir?

Türkiye madencilik sektörü, özellikle son birkaç yılda küresel enerji dönüşümünün ve yeşil ekonomi arayışlarının etkisiyle hem yerli hem de yabancı yatırımcıların radarına çok daha güçlü bir şekilde girdi. Rakamlara baktığımızda, 2004 yılında ülkemizde faaliyet gösteren uluslararası madencilik şirketi sayısı 138 iken, bugün bu sayının 650'ye yaklaştığını görüyoruz. Ancak yerin altında yatan ve ekonomiye kazandırılmayı bekleyen yaklaşık 3,5 trilyon dolarlık muazzam potansiyeli düşündüğümüzde, mevcut yatırımcı ilgisini henüz buzdağının görünen kısmı olarak değerlendirmeliyiz. Bu potansiyelin karşılığındaki yatırım ihtiyacımız ise oldukça spesifik bir nitelik taşıyor. Biz artık sadece sermaye getiren yatırımcıları istemiyoruz. Bizim asıl ihtiyacımız olan şey, teknoloji transferi sağlayan, uluslararası İSG ve çevre standartlarını sahasına entegre eden nitelikli ve sorumlu yatırımcılar. Mineralleri içeride rafine ederek uç ürüne dönüştürecek entegre tesisler için ülkemizde ciddi bir yatırım alanı var. Yıllık yaklaşık 4-5 milyar dolarlık bir yatırım hacmini sürdürülebilir kılabilirsek, madenciliğin GSYH içindeki payını yüzde 2 seviyesine taşıma hedefimize çok daha emin adımlarla ulaşabiliriz.

Yeşil mutabakat ve tedarik zinciri standartları konusunda ortak bir çerçeve oluşturuyor musunuz?

Kesinlikle evet. Hatta bunu sektörün hayatta kalma ve küresel rekabette yer alma stratejisi olarak görüyoruz. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) artık kapımızda. Eğer biz ürettiğimiz madenin karbon ayak izini belgeleyemezsek, suyumuzu nasıl yönettiğimizi şeffaf bir şekilde sunamazsak, yarın en büyük pazarımız olan Avrupa'ya tek bir kilogram cevher satamayız. Bu nedenle Sorumlu Madencilik İnisiyatifi'ni başlattık. Bu inisiyatif, Kanada'nın dünyaca ünlü TSM (Towards Sustainable Mining) modelini temel alarak Türkiye'nin yerel dinamiklerine uyarladığımız çok kapsamlı bir standartlar bütünü. Üyelerimiz için karbon salımı, su yönetimi, biyolojik çeşitlilik ve atıkların izlenebilirliği gibi kritik başlıklarda somut performans kriterleri belirliyoruz. Mart ayının son haftasında Ankara'da gerçekleştireceğimiz iki günlük workshop ile bu protokol maddelerini nihai hale getireceğiz. Bu çalışma bittiğinde, inisiyatife gönüllü olarak dahil olan TMD üyesi şirketler hangi kriterlere uyması gerektiğini, verisini nasıl raporlayacağını ve bu veriyi nasıl bağımsız denetimden geçireceğini net bir şekilde biliyor olacak. Bu inisiyatifle üyelerimize adeta bir 'yeşil pasaport' niteliğinde sertifikasyon altyapısı sunacağız.

Stratejik ve kritik madenlerde arz güvenliği için devletin rolü nerede başlamalı, nerede bitmeli?

Kritik minerallerin arz güvenliği tam anlamıyla bir milli güvenlik meselesine dönüştü. Devletin bu süreçteki rolünü, bir orkestra şefi gibi, oyunun kurallarını koyan, stratejik yönü çizen ancak icrayı ve operasyonel çevikliği özel sektöre bırakan bir dengede kurgulamalıyız. Devletin rolü, her şeyden önce sektöre uzun vadeli stratejik yön çizmekle başlamalı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın hazırladığı Ulusal Kritik Mineraller Listesi, bu anlamda çok kıymetli bir başlangıç noktası. Devlet, hangi mineralin bizim sanayimiz, savunma sistemlerimiz ve yeşil dönüşümümüz için vazgeçilmez olduğunu belirlemeli ve bu alanlarda jeolojik veri üretimini (MTA aracılığıyla) bir seferberlik ruhuyla hızlandırmalı. Stratejik stoklama meselesi de devletin doğrudan sorumluluk alması gereken bir diğer alan. Küresel krizlere, jeopolitik gerilimlere veya tedarik zinciri kırılmalarına karşı koruyucu bir Ulusal Maden Rezervi mekanizması oluşturulmalı. Devletin rolünün bittiği nokta ise, ticari operasyonların ve işletme yönetiminin bizzat kendisi. Özel sektör, teknolojik adaptasyon, verimlilik ve küresel pazarlara erişim konusunda doğası gereği daha çeviktir. Devletin denetleyici ve düzenleyici gücünü sahada hissettirmesi, özellikle İSG ve çevre standartlarında tavizsiz bir disiplin kurması şart. Ancak işletme mantığında özel sektörün dinamizminin önü açılmalı.

Sürdürülebilirlik sektörün ana hedeflerinden biri. Dernek olarak, sektörün çevresel ve toplumsal etkilerini en aza indirirken ekonomik katkılarını artırmayı hedefleyen bir yaklaşımı benimsiyoruz.

İkincil Kaynaklar Değerlendirilmeli

"Madencilikte artık 'atık' kavramını literatürümüzden çıkarıp yerine 'ikincil kaynak' terimini koyduğumuz bir dönemdeyiz. Geçmişte sadece maliyet ve çevresel yük olarak görülen maden atıkları, bugün sahip olduğumuz ileri metalürjik teknolojiler sayesinde aslında yer üstünde duran hazır birer maden sahası. Türkiye olarak bu alanda dünyada parmakla gösterilecek somut başarılara imza atmaya başladık. Örneğin, Mardin Mazıdağı'ndaki tesisimizde bakır üretimi sonrası ortaya çıkan pirit atıklarından kobalt ve nikel geri kazanılması, dünya madencilik literatürüne giren muazzam bir döngüsel ekonomi örneği.

Geçmişteki teknolojik yetersizlikler nedeniyle tam olarak ayrıştırılamayan ve atık sahalarına gönderilen malzemelerin içinde bugün hala ekonomik değeri olan önemli miktarda metal bulunuyor. Bu sahaların modern zenginleştirme teknikleriyle yeniden elden geçirilmesi, hem yeni bir maden sahası açma maliyetini ortadan kaldırıyor hem de çevresel rehabilitasyonu finanse eden karlı bir iş modeline dönüşüyor."

Sosyal Onay

"Madencilikte artık 'ruhsat' dediğimiz belge, Ankara'dan alınan resmi bir izinden ibaret değil. Asıl mesele 'sosyal onay' ya da 'sosyal lisans'. Faaliyet yürüttüğünüz bölgedeki yerel halkın rızasını alamazsanız, elinizdeki tüm hukuki izinlere rağmen projeyi sürdürülebilir kılmanız mümkün değil. Biz Türkiye Madenciler Derneği olarak yerel kabulü artırmak için 'Sorumlu Madencilik İnisiyatifi' kapsamında standartlaştırdığımız temel yaklaşımı şeffaf ve sürekli diyalog üzerine kuruyoruz. Yöre halkını projenin en başında, henüz arama safhasındayken sürece dahil eden şirketler başarılı oluyor. İşletmede kullanılan suyun kalitesini halkla birlikte ölçen, çevresel verileri düzenli ve anlaşılır biçimde paylaşan, istihdamda önceliği bölge insanına veren modeller en yüksek kabulü görüyor. İşletme sürerken eş zamanlı rehabilitasyon yapılması da 'maden biter, her yer çöl olur' algısını kıran en somut örneklerden. Sektör olarak özeleştirimizi de yapıyoruz. Madenciliğin çevreyle barışık yapılabileceğini sadece sözle değil, denetlenebilir verilerle kanıtlayamazsak sosyal kabul meselesini aşamayız."

BİZE ULAŞIN