Altın Madencileri Derneği: Türkiye’nin Altın Ekosistemi Hazır

27.02.2026
Türkiye’nin altın potansiyeli 10 bin tonu geçiyor. Yaklaşık 10 milyar dolarlık yeni bir yatırım paketiyle Türkiye’nin 5 yıl içinde sürdürülebilir biçimde yıllık 100 ton seviyesine çıkabileceğini söyleyen Altın Madencileri Derneği Başkanı Hasan Yücel, “Altın, üretildiği kadar işlendiğinde ve uç ürüne dönüştürüldüğünde gerçek değerini bulur. Türkiye bunu sağlayabilecek nadir ülkelerden biri. Hatta, Türkiye, bu üretim döngüsüyle bölgesel bir güç” diyor.

Türkiye'nin yer altında 10–12 bin ton bandında altın potansiyeli bulunuyor. Altın Madencileri Derneği Başkanı Hasan Yücel, böylesine büyük bir kaynakta sektörün sorununun izin süreçleri, finansmana erişim ve toplumda oluşan olumsuz algı olduğunu ifade ediyor. Yücel, bu potansiyelin hızla üretime dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayarak, "Altın artık sadece bir sektör değil. Cari açığı azaltan, finansal güvenliği güçlendiren ve yüksek katma değeri ülke içinde tutan stratejik bir üretim ekosistemidir. Üretildiği kadar işlendiğinde ve uç ürüne dönüştürüldüğünde gerçek değerini bulur. Türkiye ise bu zinciri madenden rafineriye, rafineriden mücevhere uzanan hat boyunca uçtan uca kurabilen nadir ülkelerden biri" diyor.

2025 yılının, tüm dünyada adeta 'altına hücum' yılı oldu. Öyle ki büyük ekonomiler, rezerv para stratejilerinde altını yeniden merkeze alarak merkez bankaları üzerinden rekor düzeyde altın stoklamaya başladı. Altın 2026'ya da hızlı bir giriş yaptı. Peki, bu güçlü konumunu koruyabilecek mi? Dünyanın altına yönelmesinin arkasındaki finansal ve jeopolitik nedenleri, Türkiye'nin bu yeni dönemde altın üretimi açısından izleyeceği yolu Altın Madencileri Derneği Başkanı Hasan Yücel ile değerlendirdik.

Türkiye'de altın madenciliğinin orta vadede üretim kapasitesi ne olabilir?

Türkiye'nin altın potansiyelinin 10-12 bin ton bandında olduğuna inanıyoruz. Bunun 2 bin 500–3 bin tonluk kısmı fiilen rezerve dönüştürülmüş durumda. Yani yatırım yapılırsa üretilebilir nitelikte. Mevcut potansiyelin hangi hızla üretime dönüştürüleceği meselesi var. Bugün Türkiye, 28 ton üretimle bu potansiyele göre çok düşük bir seviyede. Oysa biz daha önce 40 tonları test ettik, 42 tonu da gördük. Yani kapasite var. Şimdi asıl mesele doğru planlamayı, doğru takvimi ve doğru yatırım iklimini kurabilmekte.

Üretimi sınırlayan başlıca faktörler çok net; birincisi izin ve karar süreçlerinin uzunluğu. İkincisi toplumsal kabul ve algı. Madencilik yıllarca itibarsızlaştırıldı. Kamuoyu baskısı, yatırım süreçlerini en çok geciktiren başlıklardan biri oldu. Üçüncüsü finansman ve risk sermayesi. Arama ruhsatlarının işletmeye dönüşme oranı çok düşük. Ortalama 300–350 aramadan yalnızca biri işletmeye dönüşüyor. Bu, çok güçlü bir risk sermayesi kültürü gerektiriyor. Dördüncüsü de standart ve denetim kapasitesi. Devletin her disipline ayrı uzman yetiştirmesi kolay değil bu nedenle modelin doğru kurulması gerekir. Bir de şunu ekleyeyim: Bugün yüksek orman bedelleri, dünyanın en yüksek devlet hakkı oranları, ek vergiler ve maliyet baskıları nedeniyle üretimden kaçış yaşanıyor. Oysa altını çıkarmak için risk sermayesine ihtiyaç var. Bu sermayeyi ülkeye çekmeden üretimi büyütmek mümkün değil.

Devletin yatırımları teşvik etmesi, izin süreçlerini kolaylaştırması ve yatırım ortamını daha öngörülebilir hale getirmesi halinde, 8–10 milyar dolarlık yeni bir yatırım paketiyle Türkiye'nin 5 yıl içinde sürdürülebilir biçimde 100 ton/yıl seviyesine çıkması mümkündür. Bu hedef doğru hız, doğru plan ve doğru finansmanla yapılabilir.

2025 nasıl bir yıl oldu, 2026 için beklentiler neler?

2025'in resmini dünyadan okumak lazım. Küresel altın talebi ilk kez 5 bin tonu aştı. Dünyada yıllık üretim ise 3 bin 500 ton civarında. Yani talep, üretimin yüzde 35–40 üzerinde. Bu farkın sebebi tek bir faktör değil. Pandemi sonrası finansal kırılganlık, jeopolitik gerilimler, rezerv paraların tartışılmaya başlanması ve yaptırım korkuları… Hepsi birleşip 'güvenli liman' algısını büyüttü. Bu süreçte sadece yatırımcılar değil, merkez bankaları da son 4–5 yıldır çok ciddi alımlar yapıyor ve bu eğilim sürüyor. Çünkü temel kaygı, varlıkların değeri düşmesin, rezervler korunabilsin düşüncesi. Enflasyonun yükseldiği, para politikalarının sertleştiği, jeopolitik risklerin arttığı bir dünyada altın, tartışılmayan tek ortak değer olarak öne çıktı.

2026'ya gelirsek; ben bunu dar anlamda bir 'fiyat tahmini' olarak görmüyorum. Jeopolitik ve finansal istikrarsızlık sürdükçe altın gündemden düşmez. Bu da hem fiyatları hem de üretim yatırımlarını doğrudan etkiler. Türkiye açısından 2026, doğru bir planlama yapılırsa bir 'ivme yılı' olabilir. 1,5–2 milyar dolar bandında ilk etap yatırımla 50 tonlara yaklaşmak mümkün. Daha büyük bir yatırım paketiyle 100 ton hedefi de rayına girer. Ama bunun için, yatırımın önündeki belirsizliklerin azaltılması şart. Devlet, yatırımcıyı risk sermayesi ve süreç yönetimi açısından destekleyen, net ve öngörülebilir bir çerçeve kurmalı.

İthal altın cari açıkta önemli bir kalem. Yerli üretim burada nasıl bir etki oluşturabilir?

Altın ithalatı, Türkiye'de cari açık içinde en sert kalemlerden biri. Türkiye'de ilk altın madeni ancak 2001'de üretime geçebildi. O tarihe kadar altın fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde bile her yıl 10–15 milyar dolar, pandemi döneminde ise 30 milyar dolara varan ithalat yapıldı. Son yıllarda da 25–30 milyar dolar bandı sıkça görüldü. Bu nedenle Merkez Bankası istatistiklerinde 'altın hariç cari açık' kavramı kullanılmaya başlandı. Türkiye, altın sektöründe dünyada çok az ülkenin kurabildiği bir güce sahip. Altını yalnızca yer altından çıkaran değil; aynı zamanda rafineride işleyebilen, mücevherat sanayisinde uç ürüne dönüştürebilen ve tüm bu zincirde yüksek katma değer üretebilen bütüncül bir ekosistem. Bu ekosistem sayesinde altın madenciliği Türkiye için sadece bir üretim faaliyeti değil aynı zamanda cari açığı azaltan, ithalatı ikame eden, sanayiye ham madde sağlayan, ihracatı büyüten ve finansal güvenliği güçlendiren stratejik bir kalkınma aracı. Altın, üretildiği kadar işlendiğinde ve uç ürüne dönüştürüldüğünde gerçek değerini bulur. Türkiye bunu sağlayabilecek nadir ülkelerden biri. Hatta, Türkiye, bu üretim döngüsüyle bölgesel bir güç pozisyonunda yer alıyor. Burada bir yanlış algıyı da düzeltelim: 'Paranın yüzde 98'i dışarı gidiyor' gibi iddialar gerçekçi değil. Türkiye'de bu sektör en sağlıklı kayıt altına alınan sektörlerden biri. Üstelik devlet hakkı ve vergi yükü çok yüksek. Tartışmayı 'üretmeyelim' noktasına çekmek ülkeye kaybettirir.

Siyanür yönetimi, atık barajı güvenliği ve kapanış planlarında sektör standardı nasıl evrildi? Kamuoyunun kaygısını azaltan ölçülebilir hangi uygulamalar var?

Türkiye'de madencilik standartları özellikle son 10 yılda alınan önlemlerle çok yükseldi. Ancak burada iki ayrı Türkiye var: Dünyanın en iyi standartlarında çalışan işletmeler de var, çok ilkel yöntemlerle çalışan alanlar da… Bizim hedefimiz net: İyi örneği çoğaltmak, kötü örneği sistemin dışına çıkarmak. Siyanür konusunda kamuoyunda sert bir kaygı var. Şunu net söyleyeyim: Altın madenciliğinde siyanür kapalı devre sistemlerde kullanılır; "doğaya deşarj" zaten tasarımın mantığına aykırı. Dünya da değişiyor. Artık yapay zeka, sensör teknolojileri ve dijital izleme sistemleriyle en ufak sapmayı anlık tespit edip, risk büyümeden önlem almak mümkün. Atık barajı güvenliği ve kapanış planlarında ise kamuoyunun kaygısını azaltacak en ölçülebilir unsur, bağımsız denetim modeli. Uluslararası standartta bağımsız denetim şirketleri yatırım boyunca sahada olmalı ve raporlar şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalı.

Madende kullanım sonrası rehabilitasyon süreçleri nasıl ilerliyor?

Rehabilitasyon ve kapanış, madenciliğin 'sonradan aklına gelen' bir işi değildir; proje daha başlarken planlanır. Üstelik son yapılan yasal düzenlemelerle rehabilitasyon konusu artık çok daha güçlü biçimde devlet güvencesine alınmış durumda. Bugün rehabilitasyon için ayrılması gereken kaynaklar yasal mekanizmalarla önceden tahsil ediliyor. Yani maden kapanışına gelindiğinde "acaba yapılacak mı?" tartışmasının zemini giderek ortadan kalkıyor. Artık rehabilitasyon planı sunmadan madencilik yapmak da mümkün değil. Burada; rehabilitasyon gerekçesiyle üretimi engellemek yerine, kapanış sonrası izleme sürelerini yıl hesabına indirgemeden; kapsamı güçlü, parametreleri net, denetimi bağımsız bir izleme planı ve yatırımın risk profiline göre dinamik kurgulanmış bir teminat sistemiyle, işini doğru yapanın önünü açıp çevreye zarar verenin ruhsatını iptal eden; raporları da bağımsız üreterek kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşan net bir yaklaşım esas olmalıdır.

Su yönetimi de önemli. Yeraltı suyu, kapalı devre sistemler, yeniden kullanım… Sektörün durumu ve iyi örnekleri neler? İyileştirme için ne gerekiyor?

Su yönetiminde kanunlar ve sistemin işleyişi çok açık. Bir bölgede su ihtiyacı varsa öncelik her zaman o bölgede yaşayanların içme ve kullanım suyudur. İkinci sırada tarımsal sulama gelir. Sanayi ve madencilik ise ancak bu iki temel ihtiyaç karşılandıktan sonra, artan kaynak üzerinden su kullanım izni alabilir. Yani madencilik 'suyu istediği gibi kullanan' bir sektör değil. Devlet Su İşleri'nin planlaması ve kamu öncelikleri içinde disipline edilir. Bugün teknoloji çok gelişti. Kapalı devre su yönetimi, yeniden kullanım sistemleri ve yağmur hasadı gibi uygulamalar sayesinde madenlerde kullanılan su miktarı geçmişe göre çok daha düşük. Küresel ölçekte bir kuraklık gerçeği varken, sektörün suyu minimize eden teknolojilere yönelmesi zaten bir tercih değil, zorunluluk.

Uluslararası yatırımcı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Uluslararası yatırımcı üç şeye bakar. Birincisi hukuki ve idari öngörülebilirlik. Süreçler net mi, takvim belli mi? İkincisi toplumsal risk ve algı. Proje daha başlamadan 'kıyamet kopuyor', sonra kimse gelip izlemiyor. Bu atmosfer yatırımcıyı tedirgin eder. Üçüncüsü ise finansal model ve vergi yapısıdır. Ben yabancı sermaye konusuna da dengeli bakıyorum. Toplumda refleks var, bunu görüyoruz; ama gerçekçi olmak lazım. 'Bütün oyuncular yerli olsun' demek doğru değil. Çünkü bu iş küresel bir oyun; arama teknolojisine, risk sermayesine, uluslararası deneyime ve güçlü finansmana ihtiyacımız var. Yabancı sermayeyi dışlamak yerine yerli ortaklık şartları, şeffaf denetim ve net kurallarla bu birikimden faydalanmak gerekir.

100 Ton Altın Üretimi Hedefi için 4 Şart

•İzin süreçlerinde hız ve öngörülebilirlik

•Toplumsal algı yönetimi ve şeffaflık

• Risk sermayesi / finansmana erişim

• Bağımsız denetim ve standartların yükseltilmesi

Altın Üretimi Neyi Değiştirir?

• İthalatı azaltır, cari açığı aşağı çeker

• Külçe altınla uç ürün üretimi sağlar

• Katma değeri içeride tutar

• İstihdamı tedarik zinciriyle büyütür

• Finansal güvenliği güçlendirir

Altın Üretirsek Güçleniriz

Altın merkez bankalarının küresel dalgalanmalara, jeopolitik risklere ve finansal kırılmalara karşı rezervlerini güvenceye aldığı en güçlü güvenli liman. Türkiye olarak avantajımız hem yer altındaki potansiyelimiz hem de 'yastık altında' çok güçlü bir birikimimiz olması. Yastık altında 6–8 bin ton bandı konuşuluyor. Cari açığın önemli bir bölümü maden kaynaklı. Çözümün önemli kısmı yerin altındaki 10 bin tonluk potansiyelde. Çünkü bu çağda kaynak, üretim ve finansal güç birbirine bağlı. Burada devlete çok büyük görev düşüyor. Çünkü bugün Türkiye'de rezervi tespit edilmiş, fizibilitesi hazırlanmış, üretime geçmeye hazır çok sayıda proje var. Yapılması gereken şey net; İşletmelerin önünü hızla açmak, izin süreçlerini sadeleştirmek ve bürokratik engelleri kaldırmak. Biz üreticiler hazırız. Yeter ki bize destek verilsin. Üretirsek güçlenir ve kazanırız.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.