Don Şokundan Verim Yılına
Zirai don şokunun etkisiyle geçen 2025 yılı, tarım sektöründe üreticiden tüketiciye hissedilen kayıplarla karşı karşıya kaldı. İç piyasada fiyatlar yukarı tırmanırken ihracatta ise düşüşler yaşandı. 2026 için ise tablo geçen yıla kıyasla daha olumlu. Bunda mart ve nisan yağışlarının da önemli bir etkisi var. Hatta öyle ki yağışlarda mevsim normaline göre yüzde 33 ve geçen yılın mart ayına kıyasla yüzde 100'den fazla artış yaşandı. Bununla birlikte çiçeklenme döneminin de olumlu geçmesi, meyve ihracatında güçlü bir toparlanma beklentisi oluşturdu. Örneğin geçtiğimiz yazı kiraza hasret olarak kapatırken bu yıl için kirazda ihracatın 60 bin ton üzerine çıkarak 200 milyon dolar seviyesine ulaşması bekleniyor. Aynı şekilde nohut üretiminde de 60 bin tonun üzerinde, zeytin de ise 2 milyon 450 bin ton üretim bekleniyor. Hububatta da ihracatta şampiyon olacağı bir yıla hazırlanıyor.
2025 Bilançosu
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri gösteriyor ki 2025 yılında bitkisel üretimden tarla ürünlerine kadar bir daralma yaşandı. Örneğin, bitkisel ürünlerde yüzde 9, sebzelerde yüzde 0,9, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde ise yüzde 30,9 oranında azaldı. Miktar bazında ise tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde üretim 68,1 milyon ton, sebzelerde 33,3 milyon ton, meyvelerde ise 19,6 milyon ton olarak gerçekleşti. Tahıl tarafına bakıldığında ise buğday üretimi yüzde 13,7 azalarak 17,9 milyon tona, arpa üretimi yüzde 25,9 düşüşle 6 milyon tona geriledi. Çavdar ve yulaf üretiminde yüzde 20'nin üzerinde azalış kaydedilirken, mısır üretiminde yüzde 4,9 oranında artış görüldü. Meyve üretiminde pek çok ürün grubu belirgin kayıplar yaşadı. Örneğin elma, kiraz, şeftali, üzüm ve zeytin gibi ürünlerde yüzde 30 ila yüzde 70 arasında değişen oranlarda düşüşler görüldü.
Tekrarı Olur Mu?
2025'te yaşanan don felaketinin geri döndürülemez şekilde yaşattığı kayıplar nedeniyle birçok üretici bu sezona temkinli başladı. Nitekim Nisan ayının son haftasında riskin yüksek olduğu günler yaşansa da, beklenen ölçekte bir afet gerçekleşmedi. Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan aktarılan bilgilere göre zirai dona karşı tüm önlemler alındı ve sıcaklık değişimleri tahmin edildiği kadar sert yaşanmadı. Sadece bazı bölgelerde lokal düzeyde etkili oldu ve üretime de keskin bir etki yaratmadı. Ayrıca erken uyarı sistemlerinin ve sensör teknolojilerinin gelişmesi de üreticilerin don riskini görüp sulama, ısıtma veya koruma önlemlerini zamanında alıyor. Bu da ürün kaybını ciddi şekilde azaltıyor.
Kiraza Hasret Bitiyor
Türkiye'nin üretiminde lider olduğu kirazda 2024 yılında 67 bin ton üretim elde etti. 2025'te yaşanan zirai donun etkisiyle ise kiraz üretiminde neredeyse yüzde 90 varan kayıplar yaşandı ve üretim 6 bin ton seviyesinde kaldı. Ancak 2026 için beklentiler pozitif. Hatta Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak'a göre bu yıl kiraza hasret bitiyor.
''2026 yılında çiçeklenme döneminin de olumlu geçmesiyle birlikte kiraz ihracatında 60 bin tonu aşarak 200 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırmak istiyoruz'' diyen Uçak, bereketli bir sezon olacağının işaretini veriyor. Zira Ege Bölgesi kiraz üretiminin yüzde 30'unu gerçekleştirmesi sebebiyle öne çıkıyor. Hatta İzmir, Manisa, Afyon, Denizli ve Aydın'da yıllık 250 bin ton kiraz üretiliyor. Sektörü bölgesi açısından da değerlendiren Uçak, ''2024 yılında Ege Bölgesi'nden 55 milyon dolarlık kiraz ihracatı gerçekleştirdik. 2026 yılı için beklentimiz 55 milyon doların üzerine çıkmak'' diyor.
Tahıl Sektöründe Stok Güvencesi
''Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye tarım sektörü yılı dengeli kapattı'' yorumunda bulunan Uluslararası Un Sanayicileri Ve Hububatçılar Birliği (IAOM) Avrasya Başkanı Dr. Eren Günhan Ulusoy, üretimin farklı bölgelerde dağılması riskin tamamen tek noktada yoğunlaşmasını engellediğini vurguluyor. Ulusoy'a göre ayrıca tahıl sektöründeki stoklar sektöre güvence verdi. ''UNCTAD verileri küresel ticaret ve büyümede yavaşlama beklendiğini ortaya koyuyor. Bu çerçevede 2026'da tarım sektörünün stabil devam etmesi ancak daha sınırlı olması bekleniyor'' sözleriyle Ulusoy, sektörü değerlendiriyor. Bu yıl sektöre olan iç talebin güçlü kalacağına da değinen Ulusoy, yılın ikinci yarısında finansman koşullarının iyileşmesini bekliyor. Ulusoy, 2026 yılında da sektörün ihracat şampiyonu olacağını düşünüyor.
Düşük Rekolte Etkisinden Yükselişe
2025 yılında fındık ve mamulleri, ihracat miktar bazında yüzde 50'den fazla azaldı ve bir önceki yıla kıyasla miktar bazında yüzde 26 düşüşle 238 bin tonda kaldı. Ancak don etkisinin azalması ve zarar gören ağaçların bu yıl iyileşmesi 2026 sezonu için olumlu bir tablo çiziyor. Öyle ki 12 ilde yapılan sayımlara göre 2026-2027 sezonu için fındık rekoltesi tahmin 829 bin 239 ton olarak belirlendi. Ayrıca mevcut stoklarla birlikte toplam fındık arzının 900 bin tona ulaşması bekleniyor. Trabzon Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Eyyüp Ergan, borsanın son zamanlardaki çalışmaları arasında düşük rekolte etkisinden çıkmak olduğunu belirtiyor. Ergan bunun için de ''Artık fındıkta verim ve kaliteyi arttırmanın, makineli tarıma yönelerek maliyetleri düşürmenin gerektiği gerçeğinden hareketle çalışmalar yapıyoruz'' diyor. Ergan'ın hedeflerinin 750 bin hektarlık alanda üretimi dekarda 150-200 kiloya çıkararak yıllık 1 milyon 500 bin tona ulaşmak olduğunu açıklıyor.
Yok Yılından Var Yılına Doğru
Zeytincilik, 2025'te yok yılı olarak geçirirken, bir önceki yıla kıyasla yüzde 35 düşüş yaşadı. Zeytinyağında ise rekolte yüzde 40 oranında azaldı. Artan üretim maliyetlerinden kaynaklı yaklaşık 150 bin ton olan zeytinyağı ihracatı, 40 bin ton seviyesine kadar düştü. Beklentiler ise bu yılın var yılı olarak geçmesi. Sektör temsilcilerine göre 2026-2027 yılında rekor bir üretim olması da sürpriz olmaz. Öyle ki zeytinyağında 500 bin ton sofralık zeytinde ise 700 bin ton üretim çıkabilir. Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Ali Uçar'a göre bu yıl, ihracat için 2022-2023 sezonunda olduğu gibi bir fırsat yılı olabilir. Hatta 700-800 milyon dolar arası ihracat gerçekleştirebilir. Zeytin üretiminin tarladan ambalaja kadar süreçte yapılan yatırımların ise son yıllarda geçirdiği değişim ise dikkat çekici. Örneğin butik üretime endeksli üretici ve markaların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu alandaki yatırımları değerlendiren Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin, bu yıl daha büyük fabrika yatırımları veya küçük butik kaliteli üretim için kurulan fabrikaların sayısını artıracaklarını belirtiyor.
2026 İçin Öne Çıkan Başlıklar
Tarımın perakende ayağında ise 2026'da büyümenin yolu istihdama verilen destekler ve arz artıcı önlemlerden geçiyor. Gıda Perakendecileri Dernek Başkanı Alp Önder Pamukçu, gıda fiyatlarında stabiliteyi sağlamanın daha güçlü tarımsal üretime dayalı olduğunu düşünüyor. Pamukçu, tarladan sofraya uzanan tedarik zincirindeki tüm halkaların şeffaf, izlenebilir ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulmasıyla arz-talep dengesinin sağlanabileceğini, bunun da enflasyon üzerindeki baskıyı azaltacağını vurguluyor. ''Girdi maliyetlerindeki dalgalanmaların azaltılması, lojistik ve enerji maliyetlerinde sürdürülebilir politikalar, kayıt dışı ekonomiyle daha etkin mücadele ve dijital dönüşümü teşvik eden destek mekanizmaları sektör açısından kritik öneme sahip'' diyen Pamukçu, 2026'da sektörde öne çıkacak gelişmeleri açıklıyor.
Diğer yandan 2026'da tarımda planlı üretim için atılan oldukça kritik bir gelişmenin sonuçları var: Genel Tarım Sayımı. 2011'den bu yana ilk kez 2025 yılında gerçekleştirilen, Tarım Orman Bakanlığı ve TÜİK tarafından yürütülen Genel Tarım Sayımı sürecine ilişkin temel sonuçların bu yılın ikinci yarısında yayımlanması bekleniyor. 2025 Genel Tarım Sayımı sonucunda ihtiyaç duyulan temel bir veri seti oluşturulacak ve bu veri setiyle TÜİK tarafından yıllık ve dönemsel saha çalışmaları yapılacak. Bu veri setinin en dikkat çeken özelliği ise tarımda planlama kapasitesinin güçlendirilmesi, ilçe bazlı tahminlerin iyileştirilmesi ve atıl arazilerin üretime kazandırılması. Sektör temsilcilerine göre, tarımda dışa bağımlılığın azaltılması ve planlı üretim sayesinde Türkiye'nin tarım ihracatını orta vadede 50 milyar dolar seviyesine taşıması mümkün.
Küresel Risklerin Üretime Etkisi
Her ne kadar rekolte anlamında bereketli bir yıl olacağı yönünde beklentiler paylaşılsa da Orta Doğu'da tırmanan gerilim ve küresel enerji rotalarındaki aksaklıklar, gübre ve mazot piyasalarında maliyetleri artırıyor, buna bağlı olarak üretimde risk altına giriyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu maliyetler karşısında üreticilerin rekolte kaybı yaşayabileceğine vurgu yapıyor. Çiftçilerin maliyet artışı nedeniyle yeterli gübre alamama ihtimalinin üretimde verim düşüşü ve olağanüstü maliyet artışına yol açabileceğine dikkat çeken Bayraktar, bu durumun üreticiden tüketiciye uzanan bir domino taşı etkisi oluşturacağını vurguluyor. Bayraktar, sektördeki bu dönüşümde ayakta kalmanın yolunun ise girdi maliyetleri üzerindeki baskının hafifletilmesi gerektiğini söylüyor.
Tarım Ticaretinde Yeni Koridorlar
Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu ise savaşa bağlı gerekçeler yüzünden küresel tarım piyasalarında ihracatçıları için baskı yaratan unsurların bir süre daha devam edeceğini belirtiyor.
''Karadeniz havzasında üretim beklentilerinin güçlü seyretmesine de bağlı olarak, fiyat odaklı rekabetin daha da artacağı bir döneme giriyoruz'' diyen Kadaooğlu, bu tablonun özellikle buğday unu, makarna ve ayçiçek yağı gibi temel ürünlerde daha da belirleyici olacağını düşünüyor. Kadooğlu, artan maliyetlere bağlı olarak ticaretin kontrat yapısının, risk iştahının ve pazar tercihlerinin de doğrudan etkilendiğini ve bu yüzden mevcut dönemin fiyatlama davranışlarından tedarik zincirlerine, rekabet dengelerinden üretim planlamasına kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci olduğunu yorumluyor. Ticaretin tek hat üzerinden yürüdüğü dönemden çoklu koridorlara geçildiğine dikkat çeken Kadooğlu, yeni güzergahların sunduğu maliyet ve zaman avantajlarının özellikle Orta Doğu ve Afrika pazarlarında fiyat duyarlılığını artıracağını belirtiyor. Bu süreçte Türkiye'nin bölgesel ticaretteki yön belirleyici rolünü sürdürebilmesi için gümrük kapılarının etkinliğinin artırılması ve lojistik avantajların güçlendirilmesinin kritik olduğunu vurguluyor.