Patentte Sayı Arttı Şimdi Sıra Değerde
Türkiye'nin fikri mülkiyet karnesinde son yıllarda dikkat çekici bir iyileşme var. Yerli patent başvuruları artıyor, şirketler daha fazla Ar-Ge yatırımı yapıyor, üniversiteler ve teknoloji geliştirme bölgeleri patent ekosisteminde daha görünür hale geliyor. Ancak rakamların büyümesi, tek başına teknoloji liginde yükseliş anlamına geliyor mu?
Bugün gelinen noktada asıl mesele patent üretme kapasitesinden çok, bu patentlerin nasıl ekonomik değere dönüştürüldüğü. Çünkü bir patent, raflarda duran bir belge olmaktan çıkıp üretime, ihracata ve küresel rekabete katkı sağladığı ölçüde gerçek değer yaratıyor. Türkiye'nin önündeki yeni hedef de daha fazla patent değil, daha fazla değer üreten patent…
2025 yılı bu açıdan önemli bir eşik oldu. TÜRKPATENT verilerine göre geçen yıl yerli patent başvuruları yüzde 12 artarak 11 bin 394'e çıktı. 2026'nın ilk yarısında ise yerli patent başvuruları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 31 artış gösterdi. Türkiye bugün yerli patent başvurularında dünyada 10'uncu, marka başvurularında 6'ncı, tasarım başvurularında ise 3'üncü sırada bulunuyor.
Küresel teknoloji yarışında artık yalnızca sıralamalar değil, bu fikri mülkiyet gücünün ne kadarının ekonomik büyümeye dönüştüğü de belirleyici hale geliyor. TÜRKPATENT Başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak da bu noktaya dikkat çekiyor. Türkiye'nin artık patent üretme kapasitesini artırdığını ancak yeni dönemde hedefin daha nitelikli, daha fazla ticarileşen ve uluslararası ölçekte etki oluşturan patentler olduğunu söylüyor.
Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak, Türkiye'nin fikri mülkiyet alanındaki dönüşümünü, patentlerin ekonomik değere dönüşme sürecini ve yeni dönemin önceliklerini INBUSINESS'a anlattı.
Geçen yıl TÜRKPATENT açısından rekorlarla dolu bir atılım yılı oldu. Bu yılın ilk verileri ne söylüyor?
2025 yılı sınai mülkiyet alanında ülkemiz açısından gerçekten güçlü bir atılım yılı oldu. TÜRKPATENT'e 2025 yılında 11 bin 394'ü yerli patent, 3 bin 927'si yerli faydalı model, 164 bin 657'si yerli marka, 40 bin 258'i yerli tasarım ve 521'i coğrafi işaret olmak üzere toplam 220 bin 757 sınai mülkiyet hakkı başvurusu yapıldı. Özellikle yerli patent başvurularında son yıllarda yakaladığımız ivmenin devam ettiğini görüyoruz. 2024 yılında ilk kez beş haneli rakamlara ulaşan yerli patent başvuruları, 2025 yılında yüzde 12 artarak 11 bin 394'e yükseldi. 2026 yılının ilk yarısına ilişkin veriler de bu yükseliş eğiliminin sürdüğünü gösteriyor. Bu yılın ilk yarısında Kurumumuza yapılan yerli patent başvuruları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 31 artarak 4 bin 641'e yükseldi. Yerli faydalı model başvuruları ise yüzde 23 artışla 2 bin 21'e ulaştı. Aynı dönemde 76 bin 215 marka başvurusu 16 bin 567 yerli tasarım başvurusu yapıldı. Aynı dönemde toplam 99 bin 617 yerli sınai mülkiyet başvurusu yapılırken, 64 bin 489 yerli sınai mülkiyet hakkı da Kurumumuz tarafından tescil edildi. Bu veriler bize şunu gösteriyor: Türkiye'de fikir üretme, bunu koruma altına alma ve ekonomik değere dönüştürme kapasitesi güçleniyor. Sınai mülkiyet sistemi hukuki bir koruma mekanizmasının ötesinde, Ar-Ge'nin, inovasyonun, yüksek katma değerli üretimin ve teknolojik dönüşümün en önemli araçlarından biri haline geliyor.
Türkiye, patent ve marka başvurularında dünyanın neresinde?
Ülkemiz, yerli patent başvurularında dünyada 10'uncu sıraya yükselmiş durumda. Yerli marka başvurularında dünyada 6'ncı, yerli tasarım başvurularında 3'üncü, yerli faydalı model başvurularında ise 7'nci sıradayız. Bunun yanında Türkiye, patent ofisleri sıralamasında 23'üncülükten 18'inciliğe yükselerek tarihinde ilk kez dünyanın en büyük 20 patent ofisi arasında yer aldı. Patent başvurularında yüzde 18,4, patent tescillerinde ise yüzde 38,9 artışla, dünya ortalamasının üzerinde bir performans gösterdik.
Bu başarıyı birkaç temel faktöre bağlıyoruz. Birincisi, Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda ülkemizde Ar-Ge ve inovasyon kültürünün yaygınlaşması. İkincisi, sanayimizin, üniversitelerimizin, teknoparklarımızın, Ar-Ge merkezlerimizin ve girişimcilerimizin sınai mülkiyet sistemini daha etkin kullanmaya başlaması. Üçüncüsü ise Türkiye'de artık fikrin korunması kadar, ticarileşmesi ve ekonomik değere dönüşmesi yönünde de güçlü bir farkındalık oluşması.
Ayrıca Türkiye'nin Patent İşbirliği Antlaşması (PCT) başvurularında kadın buluşçu oranında yüzde 26,1 ile dünya lideri olması da inovasyon ekosistemimizde kadınların da etkin bir rol oynadığını göstermesi bakımından son derece kıymetli.
Yeri patent başvurularında dünyada ilk 10 içerisinde yer aldığımızdan bahsettiniz. Türkiye'nin patent üretiminde sıçrama yapması için ne gerekiyor?
Türkiye, yerli patent başvurularında dünyada ilk 10'a girerek önemli bir eşiği aştı. Ancak bizim hedefimiz başvuru sayısını artırmakla birlikte; daha nitelikli, daha fazla ticarileşen ve uluslararası ölçekte etki oluşturan patentlerin ortaya çıkmasını sağlamak. Bunun için üç alanı kritik görüyoruz. Birincisi, son yıllarda önemli ölçüde güçlenen Ar-Ge ve inovasyon ekosistemimizi daha ileri seviyelere taşımamız gerekiyor. Üniversitelerimiz, Ar-Ge merkezlerimiz, teknoloji geliştirme bölgelerimiz ve sanayimiz arasında oluşan sinerji, patent üretimindeki artışın en önemli unsurlarından biri. Bundan sonraki aşamada bu kapasitenin daha fazla patente, daha fazla ticarileşmeye ve küresel ölçekte rekabet gücüne dönüşmesi büyük önem taşıyor. İkincisi, patent farkındalığının Ar-Ge süreçlerinin en başından itibaren yerleşmesi gerekiyor. Yani bir teknoloji geliştirilirken, "Bu buluş korunabilir mi, dünyada benzeri var mı, hangi pazarlarda değer üretir?" sorularının sürecin sonunda değil, başında sorulması gerekiyor. Üçüncüsü, patentlerin yalnızca tescil belgesi olarak değil, şirketlerin büyüme, yatırım alma, ihracat yapma ve küresel rekabete açılma stratejisinin bir parçası olarak görülmesi büyük önem taşıyor. 2025 yılı verileri de bu dönüşümün başladığını gösteriyor. Yerli patent ve faydalı model başvurularının yüzde 30'u Ar-Ge merkezlerinden, yüzde 15'i üniversitelerden, yüzde 6'sı teknoloji geliştirme bölgelerinden geldi. Bu tablo, Türkiye'de bilgi üreten ve teknoloji geliştiren yapılarımızın sınai mülkiyet sistemine daha güçlü şekilde dahil olduğunu ortaya koyuyor.
Üniversitelerden gelen patentlerin ticarileşme oranı yüksek mi?
Üniversitelerimizin patent ekosistemindeki payı son yıllarda önemli ölçüde arttı. 2010'lu yılların başında toplam patent başvuruları içerisindeki payları yüzde 1'in dahi altındayken, bugün yerli patent ve faydalı model başvurularında yaklaşık yüzde 15 seviyesine ulaşmış durumdalar. Bu artış, üniversitelerimizde sınai mülkiyet farkındalığının ve teknoloji geliştirme kapasitesinin önemli ölçüde güçlendiğini gösteriyor. Ancak bizim için asıl önemli olan bu patentlerin ekonomik değere dönüşmesi. Üniversitelerimizde üretilen bilginin sanayiyle buluşması, lisanslanması, girişimlere konu olması ve yüksek katma değerli ürünlere dönüşmesi büyük önem taşıyor. TÜRKPATENT olarak biz de üniversitelerdeki sınai mülkiyet farkındalığını artırmak, akademisyenlerimizin ve öğrencilerimizin patent süreçlerini daha etkin yönetmesini sağlamak ve ticarileşme kültürünü güçlendirmek amacıyla eğitim, bilgilendirme ve iş birliği faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.
TÜRKPATENT'i 2030'a kadar hangi alanlarda dönüştürmek istiyorsunuz?
2030'a giderken TÜRKPATENT'i üç temel alanda daha güçlü bir yapıya taşımayı hedefliyoruz. Birincisi, başvuru sahiplerine daha hızlı, daha etkin ve daha kullanıcı dostu hizmet sunan TÜRKPATENT altyapısını güçlendirmeyi hedefliyoruz. İkincisi, ticarileşme odaklı sınai mülkiyet ekosistemi. Patent, faydalı model, marka, tasarım ve coğrafi işaretlerin ekonomik değere, yatırıma, ihracata ve markalaşmaya dönüşmesi öncelikli alanlarımızdan biri olacak. Üçüncüsü ise uluslararası alanda daha görünür ve etkili bir TÜRKPATENT.
Dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının iş süreçlerinizdeki yeri nedir?
Bugün Kurumumuza yapılan patent, faydalı model, marka, tasarım ve coğrafi işaret başvurularının tamamı elektronik ortamda alınmakta; başvuru, inceleme ve tescil süreçleri dijital altyapılar üzerinden yürütülmekte. Başlattığımız Yapay Zeka Destekli Dijital Dönüşüm Projesi ile TÜBİTAK BİLGEM iş birliğinde kurumumuzun yazılım altyapısını yapay zeka teknolojileriyle güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Hedefimiz; iş süreçleri arasındaki entegrasyonu artırmak, hizmet kalitesini yükseltmek ve yapay zeka teknolojilerini dünyada en etkin kullanan patent ofisleri arasında yer almak.
Yapay zeka patent araştırma ve inceleme süreçlerinde nasıl bir rol oynuyor?
Yapay zeka, patent araştırmaları ve inceleme süreçlerinde önemli avantajlar sunuyor. Bu doğrultuda Avrupa Patent Ofisi tarafından Kurumumuz iş birliğiyle geliştirilen yapay zeka destekli ANSERA uygulamasını Kurumumuzda kullanmaya başladık. ANSERA sayesinde patent araştırmalarında kavram temelli ve yapay zeka destekli analizler gerçekleştirebiliyor, benzer teknoloji alanlarını daha kapsamlı şekilde inceleyebiliyor ve araştırma süreçlerinde daha hızlı sonuçlar elde edebiliyoruz. Bu durum hem araştırma kalitesini artırıyor hem de süreçlerin verimliliğine önemli katkı sağlıyor.
Yapay zeka artık yeni tasarımlar, buluşlar ve teknik çözümler üretebiliyor. Ortaya çıkan yeniliklerin sahibi kim olacak?
Yapay zekanın teknik çözüm üretme kapasitesinin gelişmesi, patent hukukunda uzun süredir insan merkezli biçimde ele alınan 'buluşçu' kavramını yeniden tartışmaya açtı. Özellikle DABUS başvuruları sonrasında bu konu dünyada çok daha görünür hale geldi. Bugün önde gelen ofislerin genel yaklaşımı, yapay zekanın bağımsız buluşçu olarak kabul edilmemesi yönünde. Mevcut patent hukukunda buluşçu, gerçek kişi yani insan olarak ele alınmakta. Burada temel mesele, yapay zekanın buluş sürecinde kullanılan gelişmiş bir araç mı, yoksa hukuken buluşçu sıfatını taşıyabilecek bir özne mi olduğu. Güncel yaklaşım büyük ölçüde ilk seçeneği benimsemekte. Yani yapay zeka, buluş sürecinde kullanılabilir ancak buluşçuluk değerlendirmesi gerçek kişi üzerinden yapılır.
Savunma sanayii, sağlık teknolojileri ve çip tasarımı gibi stratejik alanlarda Türkiye'nin patent karnesini nasıl?
Türkiye son yıllarda özellikle stratejik teknoloji alanlarında önemli bir ivme yakaladı. Savunma sanayii bunun en görünür örneklerinden biri. Bugün savunma sanayii şirketlerimiz yalnızca üretim kabiliyetleriyle değil, geliştirdikleri özgün teknolojiler ve sınai mülkiyet portföyleriyle de öne çıkıyor. 2025 yılı yerli patent ve faydalı model başvuru liderleri listesinde Roketsan, TUSAŞ ve ASELSAN gibi savunma sanayii kuruluşlarımızın yer alması bu açıdan önemli. Bunun yanında Türk Telekom, Turkcell Teknoloji, TOGG ve Arçelik gibi şirketlerimizin de başvuru liderleri arasında bulunması; telekomünikasyon, mobil teknolojiler, otomotiv, bağlantılı araç teknolojileri, elektronik ve dayanıklı tüketim teknolojilerinde güçlü bir hareketlilik olduğunu gösteriyor.
Coğrafi işaretleri ihracata dönüştürmek için çalışmalarınız var mı?
Bizim için coğrafi işaretler; yerel kalkınmayı destekleyen, üreticinin emeğini koruyan, markalaşmayı güçlendiren ve ihracata açılma potansiyeli taşıyan stratejik değerler. Bugün Türkiye'de 2000'e yaklaşan coğrafi işaret tescilli ürünümüz bulunuyor. Avrupa Birliği'nde tescilli coğrafi işaret sayımız 46'ya ulaştı. Ayrıca 50 ürünümüzün AB başvuru süreci devam ediyor, bunların 8'i ilan aşamasında. Coğrafi işaretli ürünlerimizin ulusal ve uluslararası pazarlarda daha görünür hale gelmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) ile birlikte Edremit Zeytinyağı ve Aydın Memecik Zeytinyağı için markalaşma ve ticarileşme odaklı projeler yürüttük. Önümüzdeki dönemde Malatya Kayısısı ve Giresun Tombul Fındığı gibi AB'de tescilli ürünlerimiz için de benzer çalışmaları yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Amacımız, coğrafi işaretleri raflarda daha görünür, ihracatta daha güçlü, üretici için daha yüksek gelir getiren bir değere dönüştürmek.