“Teknolojik bir tsunaminin eşiğindeyiz”

YAZI 06.07.2026
Norveçli iş filozofu Anders Indset, yapay zeka ve kuantum teknolojileriyle hızlanan dönüşümü bir yandan büyük bir sıçrama fırsatı, diğer yandan da insanın anlam dünyasını tehdit eden bir kırılma olarak görüyor. Ona göre bu çağ, insanın üretme ve zeka tekelini kaybettiği ‘narsistik kırılma’ dönemi ve bu süreçte yalnızca çalışan ama anlamla bağını zayıflatan ‘felsefi zombiler’ ortaya çıkıyor. Bu nedenle geleceğin ekonomik düzeninde belirleyici olan doğru soruları sorabilen şirketler ve ‘anlam’ı merkeze alan yeni bir liderlik anlayışı olacak.

Bir süredir insanlık olarak aynı anda iki ayrı ekrana bakıyor gibiyiz. Birinde yapay zekanın, kuantum teknolojilerinin ve sonsuz veri akışının ışıkları yanıyor, diğerinde ise anlam arayan, yorulan, yalnızlaşan insan var. Yapay zekadan kuantum ekonomisine, liderlikten insan bilincine kadar uzanan fikirleriyle son yılların en dikkat çekici düşünce liderlerinden Anders Indset, tam da bu iki ekranın arasındaki karanlık koridorda dolaşan isimlerden biri. Kendisine 'Business Philosopher' (iş filozofu) diyen Indset, The Quantum Economy (Kuantum Ekonomisi), Wild Knowledge (Vahşi Bilgi) ve Philosophy @ Work (İş Dünyasında Felsefe) kitaplarında da yalnızca ekonominin ya da teknolojinin geleceğini değil, insanın geleceğini tartışıyor. Indset, yapay zeka çağını 'narsistik kırılma' olarak tanımlıyor. Ona göre insanlık ilk kez zeka, yaratıcılık ve üretme kapasitesinin yalnızca kendisine ait olmadığını fark ediyor. Bu durumun ekonomik sonuçlarından çok daha derin bir etkisi var: İnsan, kendisini merkeze alan algısını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Indset bu yeni dönemde ortaya çıkan insan tipini 'philosophical zombies- felsefi zombiler' olarak tanımlıyor. Sürekli çalışan, üreten ama anlamla bağını zayıflatan bireyler…

Buna rağmen tabloyu karamsar bir gelecek olarak çizmiyor. Aksine, enerji, sağlık, biyoteknoloji ve kuantum bilgisayarlar gibi alanlarda insanlığın tarihsel olarak en büyük sıçramasına yaklaşıldığını savunuyor. Ona göre hastalıkların çözümü, enerjinin neredeyse ücretsiz hale gelmesi ve üretim kapasitesinin sınırsızlaşması mümkün. İşte bu noktada
Indset şu soruyu soruyor: "Tüm bunlara sahip olunduğunda insan ne için var olacak?"

Indset, bu nedenle ekonomik dönüşümün merkezine teknolojiyi değil, 'anlamı' koyuyor. Şirketlerin artık yalnızca hız ve verimlilikle değil, doğru soruları sorabilme yeteneğiyle rekabet edeceğini belirtiyor. Chief philosophy officer - Baş felsefe sorumlusu fikrini bu yüzden savunuyor. Çünkü ona göre geleceği belirleyecek olan şey cevaplar değil, sorular. INBUSINESS olarak Norveçli düşünür ve iş filozofu Anders Indset ile teknolojik tsunaminin yıkıcı etkilerine karşı hem birey hem de şirketler olarak hayatta kalmanın yollarını konuştuk.

"Quantum Economy" kavramını ilk ortaya attığınızda birçok kişi bunu teorik bir yaklaşım olarak görüyordu. Bugün geldiğimiz noktada dünyanın bu dönüşüme beklediğinizden hızlı mı yoksa yavaş mı ilerlediğini düşünüyorsunuz?

2018 ve 2019 yıllarında bunu ilk yazdığımda, pek çok kişi bunu fütürizm ya da bilim kurgu olarak gördü. Bugün ise buna hala bir kurgu gibi ama daha çok bir bilim felsefesi (sciphi) olarak bakıyorum. Yapay zeka ve teknolojiye dair vizyonum 2020'den 2030'a uzanan 10 yıllık bir süreci kapsıyordu. Şimdi 2026 yılındayız ve insanların benim çok provokatif, çok uçlarda veya çok fütürist olduğumu söylediği o dönemde, aslında fazla muhafazakar kaldığımı fark ediyorum. Süreç çok daha hızlı evrildi. Önümüzdeki 5 veya 10 yıla baktığımızda, bu hızın daha da artacağını düşünüyorum. Şu an sadece dünyayı görme biçimimizi, eşyaları kullanım şeklimizi ya da verimliliğimizi değil günün sonunda insanoğlu olarak ne olduğumuza dair anlayışımızı da değiştirecek teknolojik bir tsunaminin eşiğindeyiz. Bu, evrimin tüm yapısını ve insan olmanın anlamını kökten değiştirecek. Ve evet her şey benim bile 10 yıl önce tahmin ettiğimden çok daha hızlı, çok daha derin ve radikal bir şekilde ilerliyor.

Size göre yapay zeka çağında ekonomide en büyük kırılma nerede yaşanacak?

Bence en büyük değişim, yapabildiğimiz her şeyin bir makine tarafından da yapılabileceğini keşfettiğimiz an yaşanacak. Buna nihai narsistik yaralanma diyorum. Yani kendimize has, özel olduğunu sandığımız her şeyin aslında o kadar da özel olmadığını anladığımız an. Bir süper zeka yaratıyoruz ve bence bunu fark ettiğimizde, biz de o olacağız. Yapay insani zeka (artificial human intelligence) olarak adlandırdığım şey ise bedenimizin ve biyolojimizin de aslında birer bilgi (data) olduğunu anlamamız ve bizim de yapay zekaya dönüşmemizle ilgili. Çünkü eğer zekayı sadece bir makinenin içinde yaratırsak, o bizden çok daha güçlü olacak. Ancak ekonomik etki meselesi bizim karar vermemiz gereken bir şey. Biz derken, nasıl bir dünyaya sahip olmak istediğimiz üzerine düşünmekten bahsediyorum. Eğer süreci sadece bir şeyleri işler hale getirmeye indirger ve makinelerin eline bırakırsak, bu bizim için çok ama çok riskli olur. Felsefi açıdan düşündüğümüzde ise Türkiye, tarihsel ve kültürel derinliğiyle bu geleceği şekillendirmede kilit bir rol oynayabilir. Önümüzde iki net yol var: Ya bu devasa ekonomik güç Çin veya ABD gibi tek bir merkezin elinde toplanacak ve her şey onların insafına kalacak ya da biz bilgiyi ve bilimi demokratikleştirerek tüm dünyaya yayacağız. Öyle ki, Türkiye'nin en ücra köyündeki bir genç bile fizik Nobel'i alabilecek noktaya gelecek. Sonuç ya çok iyi ya da çok kötü olacak ama ortası yok.

Enerji, tıp ve sağlık alanlarında çok fazla değişim olacak. Kanserin, Alzheimer'ın ve her şeyin tedavisi bulunacak. Malzeme tasarımı, piller ve yapılar üzerine muazzam gelişmeler olacak. Bunlar trilyon dolarlık devasa endüstriler haline gelecek. Dolayısıyla çok büyük bir ekonomik getiri ve potansiyel var. Ancak yine de en büyük değişimin insan varlığında yaşanacağını düşünüyorum.

"Kapitalizm insanı kurtarabilir mi?" sorusunu sıkça gündeme getiriyorsunuz. Bugünkü küresel ekonomik sistem sizce hala insan odaklı olma şansına sahip mi?

Günümüz kapitalizmi insani değil, acımasız. Kazananın her şeyi aldığı, güçlü olanın hayatta kaldığı bir düzen. Bence kapitalizmin daha insani bir hale gelmesi gerekiyor. Bunu söylerken, kapitalizmin bir anlama ve kavrayışa sahip olması gerektiğini kastediyorum zira hiç kimsenin her kaynağa, her şeye ve dünyadaki bütün arabalara sahip olmasına gerek yok. Bunu anladığımız zaman, kapitalizm değişim ve ilerleme için iyi bir güce dönüşebilir. Çünkü birçok kişi kapitalizmin ilerlemenin motoru olduğu gerçeğini gözden kaçırıyor. Evet dört dörtlük olmasa bile son yarım asırlık tabloya baktığımızda yaşam süresinin uzadığını, savaşların azaldığını, çocuk ölümlerinin düştüğünü ve yoksulluğun gerilediğini görüyoruz. Bu kriterler ilerlemenin göstergesi. Bence bugün ekonomi ve kapitalizm insani olmasa da daha iyi bir hale gelmek zorunda. İşte o zaman insanlığı kurtarabilir.

Son yıllarda verimlilik merkezli iş modelleri hızla büyüyor. Sizce geleceğin şirketleri 'daha hızlı çalışan' mı yoksa 'daha iyi düşünen' organizasyonlar mı olacak?

Bugün hıza ihtiyacınız var. En iyi bilgisayara, en hızlı, en karmaşık algoritmalara, o en hızlı büyük dil modellerine, yapay zeka ajanlarına ihtiyacınız var. Hız her şey demek. Tabii buna karşılık derin sorular sorabilen ve problemi daha iyi anlayabilenler ise günün sonunda kazananlar olacak. Bugün mesele cevaplar değil. Mesele sorular. Cevaplara sonsuz bir erişimimiz var ama elimizde doğru sorular yok. Dolayısıyla bu durum bizi bir bakıma antik Yunan'daki Agora sokaklarına ve felsefeye geri götürüyor. Yani bir dereceye kadar, bu baş döndürücü hızla ilerleyen teknolojiyle birlikte çalışan filozoflara dönüşmek zorundayız. Dolayısıyla bugün sahip olduğunuz rekabet avantajı, hız artı düşünmek. İşte liderlerin ve yöneticilerin ihtiyaç duyduğu beceri tam olarak bu. Düşünmeye vakit ayırmaya ve derinlemesine düşünmeye ihtiyaçları var. Çözümü bulmaya çalışmak yerine, problemi daha iyi kavramaya çalışmalılar. Ve günümüz dünyasında insanların ihtiyaç duyduğu en büyük beceri de bu.

Peki sizce üretken yapay zeka ekonomiyi demokratikleştiren bir güç mü, yoksa büyük teknoloji şirketlerinin etkisini daha da artıran yeni bir merkezileşme dönemi mi yaratıyor?

Üretken yapay zeka, yapay genel zekaya ya da süper zekaya doğru atılmış bir adım. Ve bu teknoloji, her şeye sahip olma potansiyelini içinde barındırıyor çünkü bir kez makinenin kendi kendini yeniden inşa edebildiği o noktaya ulaştığınızda, artık durduramazsınız. Gece gündüz, sonsuz bir hızla çalışır ve katlanarak büyür. Dolayısıyla, buna bir kez sahip olan biri, sonsuz bir güce de sahip olmuş olur. İşte bu yüzden günümüzde şirketler için sahici yapay zeka bir zorunluluk. Sadece yapay zekayı kullanan, bu sahici yapay zekaya ayak uyduran veya bunu uygulayan ajanlardan yararlanan şirketler rekabet edebilir. Diğer kimsenin şansı olmayacak. Çünkü gece gündüz çalışan ve maliyeti olmayan bu ajanları kullanmanın oluşturacağı gücü, insanları sorular veya problemler üzerine düşünmek ya da bu doğrultuda çalışmak için özgürleştirmenin tek yolu.
Ve hiçbir insan bununla rekabet edemez. Uyumaya, yemeğe ihtiyacımız var, verimsiziz, bir şeyleri unutuyoruz. Bu yüzden bence bu teknoloji, gücü hem demokratikleştirmeyi hem de tek bir yerde merkezileştirme potansiyelini taşıyor. Aynı anda her ikisi de mümkün. Üzerinde düşünmemiz gereken şey tam olarak bu. Yani bu yeni dünyayla başa çıkabilmek için yönetişime, kurallara, düzenlemelere, yapılara ve vergilere ihtiyacımız var.
Tarihten de bildiğimiz gibi, toplum için modelleri değiştirmek gerçekten yavaş işleyen bir süreç. Hükümetler, siyaset... Teknoloji ise bunları beklemez. Dolayısıyla burada zamanla yarıştığımızı, acele etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Siz bilgi ekonomisinden çok anlam ekonomisi kavramına vurgu yapıyorsunuz. Şirketler bilgi çağından anlayış çağına nasıl geçebilir?

Asıl büyük zorluk da bu işte. Az önce bahsettiğimiz soru sorma ve düşünmeye vakit ayırma meselesine çıkıyor yol. Şirket yöneticileri geçmişin raporlarını, çalışmalarını inceliyorlar ve geleceği öngörmek yerine geçmişin bilgisini işlerine uyguluyorlar. Oysa liderlerin ve işletmelerin asıl odaklanması gereken şey öngörüsel liderlik. Bugün şirket yöneticileri teknolojiye yatırım yapıyorlar evet. Yarışın içinde kalmak için buna mecburlar ancak her şirketin bir baş felsefe sorumlusu (chief philosophy officer) olmalı. Yönetim kurullarında felsefeye yer vermeliler. Doğru soruları sorabilecek insanlara ihtiyaç var. Sadece tepki veren çok fazla danışmanımız ve yöneticimiz var. Dolayısıyla daha fazla felsefe sorumlusuna ihtiyacımız var.

Önümüzdeki 10 yılda hangi sektörlerin yeniden tanımlanacağını düşünüyorsunuz?

Bence seyahat ve mobilite ile ilgili her şey bariz bir şekilde değişecek. Ayrıca kimya gibi temel fizik bilimleri çok değişiyor ve bence bu bağlamda en önemli gelişmeler sağlık, tıp ve enerji sektörlerinde. Ancak bunlara sahip olursak temel olarak diğer pek çok şeyi de çözebiliriz. Enerjinin de önümüzdeki on yıl içinde ücretsiz hale geleceğini düşünüyorum. Tabii ki para kazanabilecek başka sektörler de var ama bence çözmemiz gereken temel ve asli unsurlar bunlar.

"İnsanlığın son narsistik kırılması" kavramınız oldukça çarpıcı. Yapay zeka insanın kendine bakışını nasıl değiştirecek?

Bugünün en büyük narsistik kırılmalarından biri de her şeyi bilgisayarlara devredip sürekli "Bunu yapabilir misin?" diye sormamız. Bir süre sonra ortada görüntü kalıyor ama özne kayboluyor. Yunan mitolojisindeki Narkissos'un suya bakıp kendi yansımasına kapılması gibi görüntü var, ışıklar yanıyor ama içeride kimse yok. Bugün içinde yaşadığımız toplum da giderek buna benziyor. Hatta bugün insanlar yapay zeka ile birlikte giderek daha fazla felsefi zombilere dönüşüyor. Her şeyi yapabilen ama işlevini yerine getirmek ve tepki vermekten başka hiçbir şey yapmayan insan. Ve her zamankinden daha fazlasına sahip olmamıza rağmen hala tatmin olmadığımız tam bir paradoks. Tüm bu sahip olduğumuz teknolojiye rağmen insanlar daha depresif, daha stresli. Otoriteyi yapay zekaya devrediyoruz ve birer zombi haline geliyoruz.

Yapay zeka insanı daha özgür hale getirirse, makineler işlerimizi devralırsa insanlar hayatın anlamını nasıl bulacak?

Riskli sorulardan biri makinelerin işlerimizi elimizden alıp almayacağı değil. Asıl riskli soru, makinelerin bizi işlerden özgürleştirip bize tamamen özgürlük sunması ihtimali. Ancak bununla birlikte çok zor bir durum ortaya çıkıyor. Eğer özgürlüğe, tam bir özgürlüğe sahip olursanız ne yaparsınız? Karar vermeye mahkum edilirsiniz. Gidecek bir işiniz kalmaz. Sorun makinelerin işinizi çalması değil eğer size para ödeniyorsa ve çalışmak zorunda değilseniz, ortada bir iş yok demektir. Yapılacak hiçbir şey yoktur çünkü her şey zaten tıkır tıkır çalışıyordur. Yapılacak hiçbir şey kalmadığında ne yaparız? Oturup meditasyon mu yaparız? Parkta mı yürürüz? Yüzer miyiz? Ne yaparız? Arzular bizi sınırlar. İşte zorluk burada. Bunun ne anlama geldiği hakkında en ufak bir fikrimiz bile yok. Eğer özgür olmaya zorlanırsanız, hayatınızın geri kalanında özgürlüğe mahkum edilirsiniz. Elinizde hiçbir şey kalmaz. Bu çok ama çok ilginç felsefi bir paradoks ve zorluk. Bu yüzden yapay zekanın doğası gereği bize doğrudan yardım edeceğini sanmıyorum ama neye dönüşmek istediğimiz üzerine bizi düşünmeye zorlama potansiyeli kesinlikle var.

Nakit akışına erişim önemli

AVRUPA'NIN KAÇIRDIKLARI Bugün ABD hız ve ölçek üzerine, Çin ise büyüklük ve ölçek için optimizasyon üzerine çalışıyor. Ve bu iki dünya son derece güçlü. Bunlara verilecek cevap, Avrupa'nın yaptığı gibi sadece regülasyonlar getirmek olamaz. Teknolojik olarak da geleceğe yatırım yaptığımız bir yol olmalı. İnternet dalgasını kaçırdık, bulut teknolojisi dalgasını kaçırdık, yapay zeka dalgasını kaçırdık.
DÜZENLEMELER YETMEZ Belki kuantum teknolojisinde Avrupa önemli bir rol oynayabilir. Ancak bugün bu teknolojilerde değer yaratımının tamamı Çin ve ABD'de yapılıyor. Dolayısıyla sadece düzenlemeler yapmak veya çerçeveler oluşturmak yeterli değil. Teknolojik ilerleme kaydetmek için ihtiyacınız olan iki şey var: Yetenek veya yeteneğe erişim ve serbest nakit akışı. Bence Avrupa'da ve Türkiye'de çok fazla yeteneğimiz var. Ancak sermaye piyasalarımız yok. İşleri gerçekten büyütmek, halka arz etmek istediğinizde daha fazla paraya ihtiyaç duyuyorsunuz ve o zaman ABD'ye gidiyorsunuz. Çin'de ise süreç merkezi yani parayı hükümet sağlıyor.
SERMAYE EKSİK Bence Türk ekonomisini ve Avrupa ekonomisini harekete geçirecek olan şey, ölçeklenebilir sermayeye ve serbest nakit akışına erişim. İşe yaramayacak bürokrasiler ve regülasyonlar inşa etmek tek başına çözüm değil.

''Karşılıklı bağımlılık bildirgesine ihtiyacımız var''

İş filozofu Anders Indset, ekonomi üzerine bir sistem kurgulamak zorunda kalsaydık bunun nasıl bir çerçeveye sahip olacağını ABD Bağımsızlık Bildirgesi'nden hareketle anlatıyor. Ona göre mevcut ekonomik ve toplumsal anlatı, bireyi merkeze alan bir özgürlük ve başarı fikri üzerine kurulu. "ABD Bağımsızlık Bildirgesi temelde birey olduğunuzu, çabalayabileceğinizi ve başarıya ulaşabileceğinizi söyler" diyen Indset, bu yaklaşımın bugün yaşadığımız karmaşık dünyayı açıklamakta yetersiz kaldığını savunuyor.
Indset'e göre artık ihtiyacımız olan şey, bireysel bağımsızlığı değil ilişkisel varoluşu merkeze alan yeni bir çerçeve: "Karşılıklı Bağımlılık Bildirgesi" (Declaration of Interdependence). "Artık anlamamız gereken şey her şeyin ilişkilerden ibaret olduğu" diyen Indset, ekonomiyi ve toplumu tekil aktörlerin toplamı olarak değil, birbirine bağlı bir ağ olarak okumak gerektiğini vurguluyor.
Ona göre 'ben' ve 'sen' ayrımı keskinliğini kaybediyor, "Bir şeyi yaparken 'ben buradayım, sen oradasın' diyemeyiz; 'sen varsın çünkü ben varım, ben varım çünkü sen varsın' demeliyiz." Indset'e göre insan, ancak başka varlıklarla kurduğu ilişki üzerinden anlam kazanıyor ve var olabiliyor.
Bu nedenle Indset, mevcut Bağımsızlık Bildirgesi'nin satır satır yeniden düşünülmesini öneriyor. Her bir ilkenin, bireysel özgürlükten ziyade karşılıklı bağımlılık perspektifiyle yeniden yazılması gerektiğini savunarak, yeni ekonomik düzenin temelinin bu anlayış üzerine kurulabileceğini ifade ediyor.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.