Geleceğe Mektuplar: Mahmut Asmalı
Küresel salgın ve etkileri, insanları geleceğin nasıl şekilleneceği ile ilgili daha fazla düşünmeye yöneltti. Ben de şahsi olarak bu manada her zamankinden daha yoğun bir düşünme sürecinin içerisine girdiğimi itiraf etmeliyim. Her zamankinden fazla diyorum çünkü daha önce aslında bugünü yarının hizmetinde yaşayan bir anlayışta idim.
İnsan ömrü boyunca bilinçli veya bilinçsiz milyonlarca seçim yaparak kendisine bir gelecek hazırlıyor. Yaşadığı hayat aslında dün yaptığı seçimlerin bir sonucu oluyor. Bu konuda söylenecek en önemli şey, geleceği kurgulamak düşüncesinin merkezinde bir hedefin varlığı olmalıdır.
Fütürist yaklaşımlara şöyle bir göz gezdirdiğimde, merkezde olması gereken hedefin varlığını çoğu zaman göremediğimi ifade etmeliyim. Maalesef teknolojik trendler ve bunların alt kırılımları üzerinden ele alınan gelecek tasarımlarının, anlamlı bir hedef doğrultusunda ele alındığına yönelik ciddi şüphelerim var. Böyle olunca, çoğu zaman amacı olmayan bir teknolojik değişim fetişizmi ile karşı karşıyayız diye düşünmeden edemiyorum.
Değişim muhakkaktır. İnsan adaptasyon yetkinliği ile her türlü değişimi kabullenebilen ve kendini buna uyarlayabilen bir yapıya sahiptir. Hatta bütün çevresel faktörlerle bağlantılı bir şekilde önce ve en hızlı insan değişmektedir. Ülkemizde zaman zaman Z kuşağı üzerinden tartışılan nesillerin farklılıkları işte bu değişimlerin en açık göstergesidir.
Dünden bugüne bakarken ekonomideki değişimi son 30 yılda önce küreselleşme ile sonra teknoloji ile birlikte geçmişte tahmin bile edemeyeceğimiz bir hızda yaşamaya başladık. Markalar ve markalaşma, hayatımızda hiç olmadığı kadar önem kazandı. Küreselleşme ve rekabet yapısının değişimi çoğu endüstride dev ortaklıkları beraberinde getirdi. Son döneme yaklaştığımızda gördüğüm en önemli trend ise paylaşım ekonomisi oldu.
Ekonomideki bu farklılaşmanın çoğunluğu ise teknolojinin değişimlere zemin hazırlaması ile mümkün olabildi. İnternet devrimi olmasa küreselleşmeden ve hızdan bahsedemeyeceğimiz gibi, havacılık endüstrisinde LCC denen, ucuz havayollarının dünyada seyahat eden popülasyon oranını artırması ve internet ortamı ile birlikte Air BNB bir fikir olarak düşünülebilir hale geldi.
Mobil alanındaki gelişmelerin olmadığı bir dünyada UBER'in ortaya çıkabilmesi pek tabii ki mümkün değildi. Önce sanal gerçeklik, sonra artırılmış gerçeklik teknolojilerindeki gelişmeler yeni sektörleri tetiklemeye devam ediyor. Bugün için uçak motoru bakım eğitimlerinden cerrahi eğitimlerine kadar çok riskli ve maliyetli birtakım çalışmalar artırılmış gerçeklik sayesinde inanılmaz kolay ve ucuz yapılabilir duruma geliyor.
İnternet devriminin sonrasında, sırada Nesnelerin İnterneti konusu var. Artık nesneler bizim alışkanlıklarımıza göre hayatımızı kolaylaştıracak kararları alıp, talimatları verebilir duruma geliyor. Bu 20 yıl önce hayal edemeyeceğimiz bir değişim. Bu anlamda son örneğim ise Blockchain teknolojisi. Blockchain teknolojisinin ortaya çıkması ise yalnızca izni olan ağ üyeleri tarafından erişilebilen ve üzerinde değişiklik yapılamayan bir büyük defterde depolanan anlık paylaşılan ve tamamen şeffaf bilgiler yoluyla siparişler, ödemeler, hesaplar, üretim ve çok daha fazlası inanılmaz hızlı ve güvenli bir şekilde takip edilebilir hale geliyor.
Peki, 30 yıl önce aklımıza bile gelmeyen bu değişimler bugün nasıl hayatımıza girdi? İnsanın değişimini hızlandıran, ekonomi teknolojilerdeki gelişmeleri ortaya çıkaran bahsettiğim tüm unsurların ortak bir özelliği var.
Bir problem vardı. Çözüm arandı. Aranan çözüm teknolojinin sınırları ile şekillendi veya çözüme ihtiyaç duyulduğu ölçüde teknolojik inovasyonlar tetiklendi. Bazı çözümler var ki, ortaya koyulduğu an itibarıyla pazar tarafından kabul görmedi.
Tekrar pandeminin yaşattığı değişime dönecek olursak, araştırmalar yaklaşık üç ayda 10 yıllık dijital inovasyon yaşandığını ve dünya genelinde e-ticaretin, pandemi öncesi seviyelere göre 2 ila 5 kat arttığını ortaya koyuyor. Problem ortaya çıktığı andan itibaren aslında uzun zamandır hayatımızda var olan çözümlerin pazar tarafından kabul edilmesi ile bu kadar kısa sürede bir gelişme kaydedildiği çok açık. O halde, geleceği kurgulamak asla tahmin edilebilecek bir zemine sahip değil.
Geleceğin nesillerinin nelere ihtiyaç duyacağı, bu ihtiyaçların hangi teknolojik, ekonomik veya sosyolojik değişimleri zorlayacağı ve tetikleyeceği, gelişen teknolojinin geleceğin nesillerini nasıl değişime uğratacağı ve bunun bir döngü olarak hangi hızla ilerleyeceğini kurgulamak neredeyse imkansız.
Bugünden baktığımızda, herkesin söyleyebileceği tüketici davranışları, çevre sorunları, büyük veri analizleri, sağlık devrimi, hükümet yaklaşımları, terörle mücadele, siber güvenlik, tedarik zincirinin değişimi gibi trendlerden bahsetmek ve bunlara bakarak bir gelecek kurgusu ortaya koymak mümkün.
Ancak ileride bunların hangilerinin önemli olacağını, hangi trendin ihtiyaçlar doğrultusunda hızla dünyayı dönüştüreceğini, velhasıl geleceğin ne kadar hızlı geleceğini öngörmek mümkün değil.
Bize düşen, doğru ve insanlık için hayırlı seçimler yapmaya gayret ederek geleceğe hizmet etmekten asla vazgeçmemek olmalıdır. Dün, dünün geleceğini kurgulayıp bütün dünyaya huzur ve adalet ihraç eden bir milletin fertleri olarak geleceği kurgulamak düşüncemizin merkezine daha huzurlu, daha adil, daha eşitlikçi bir dünya hedefi koymalıyız.
Bizlere faydasız bir teknoloji fetişizmi yerine önce insan diyen bir anlayışla aksiyon almak düşüyor.