Küresel Ticaretin Yeni Stratejik Merkezi
Küresel ekonomide ticaret rotalarının yeniden çizildiği, tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği ve jeopolitik gelişmelerin yatırım kararlarını etkilediği bir dönemde, Türkiye'nin uluslararası ekonomideki konumu da yeniden tanımlanıyor. Ülkemizin üç kıtanın kesişim noktasındaki konumu, onu sadece transit bir geçiş ülkesi olmaktan çıkarıp, küresel ölçekte önemli bir lojistik ve üretim merkezi haline getirme potansiyeli taşıyor. İstanbul Boğazı'ndan her gün geçen milyonlarca varil petrol ve Bakü-Ceyhan boru hattının taşıdığı enerji hacmi, ülkemizin enerji koridorlarındaki stratejik rolünü açıkça gösteriyor. Bu dönüşümün merkezinde ise yabancı sermaye akımları, sınır ötesi finansman ve stratejik ticaret koridorları yer alıyor.
Küresel finansın en önemli oyuncularından Citi de Türkiye'yi üretim, lojistik ve bölgesel yönetim merkezi olma potansiyeliyle değerlendiriyor. Citi'nin Özbekistan operasyonlarını Türkiye'den yönetmesi gibi adımlar da aslında ülkemizin, bölgesel bir yönetim ve finans merkezi olma potansiyelini ortaya koyuyor. Citibank Türkiye Genel Müdürü Emre Karter'e göre, önümüzdeki 5 yılda Türkiye'nin en büyük rekabet avantajı; dinamik ve genç nüfusu, nitelikli iş gücü ve stratejik coğrafi konumu olacak. Bu potansiyeli daha da ileriye taşımanın, yeşil ve dijital dönüşümü hızlandırmakla mümkün olacağını savunan Karter, "Bu unsurlar bir araya geldiğinde, Türkiye, uluslararası yatırımcılar için son derece cazip bir merkez haline gelecek. Ülkemizin dünya ticaretindeki etkisi artacak ve ekonomik büyümemize büyük bir ivme kazandıracak" görüşünü dile getiriyor.
Emre Karter ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, bankacılık sektörünün 2026 görünümünden yabancı yatırımcıların beklentilerine, değişen ticaret koridorlarından Türkiye'nin küresel rekabet avantajlarına kadar birçok başlığı ele aldık.
2026 yılı bankanız ve sektör açısından nasıl geçiyor?
Türkiye bankacılık sektörü 2026'ya oldukça güçlü başladı. Küresel ve bölgesel belirsizliklerin olduğu bir konjonktürden geçiyoruz, ancak Türk bankacılık sektörü bu dönemde de dayanıklılığını ve gücünü bir kez daha kanıtlıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) ilk çeyrek verilerine baktığımızda, sektörün net karlılığının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33 gibi etkileyici bir artışla 288 milyar TL'yi aştığını görüyoruz. Sektörün toplam aktif büyüklüğü ise neredeyse 50 trilyon liraya ulaşmış durumda. Krediler tarafında da enflasyonun üzerinde, yüzde 42'lik bir büyüme var. Bu da sektörün üretim ve ihracat yapan firmalar başta olmak üzere tüm ekonomiye sağladığı desteğin altını çiziyor. Elbette, piyasa koşullarına paralel olarak takipteki kredilerde bir miktar artış veya sermaye yeterliliğinde hafif bir gevşeme gibi doğal hareketleri yakından izliyoruz. Ancak sektörümüzün proaktif risk yönetimi ve güçlü sermaye yapısı, bu gibi durumları yönetme kapasitesinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Bankaların dış borçlanmasına baktığımızda, Türk bankalarının istisnasız olarak yüzde 100 ve üzerinde yenileme oranıyla borçlandığını görüyoruz. Sermaye piyasalarına baktığımızda da olumlu tablonun devam ettiğini söylemek mümkün. Orta Doğu'da yaşanan savaşın yarattığı belirsizliğe rağmen bankalarımız eurobond ihraçlarında aktif olmaya devam etti.
Citi'den Türkiye Ekonomisine 18 Milyar Dolarlık Katkı
Citi olarak Türkiye pazarına ve ekonomisine olan bağlılığımızı somut rakamlarla ortaya koyuyoruz. Son bir yıl içerisinde Citi'nin Türkiye ekonomisine sağladığı veya aracılık ettiği finansman tutarı yaklaşık olarak 18 milyar doları buldu. Bu rakam, sendikasyon kredileri ve yurt dışı tahvil ihraçları gibi çeşitli kanallardan sağlandı. Son bir yılda gerçekleşen sendikasyon kredilerinin neredeyse tamamında yer alarak, bu alandaki liderliğimizi bir kez daha gösterdik. Gelecek dönemde, kurumsal ve ticari bankacılık hizmetlerimizi genişleterek ve yeni yatırım alanlarına odaklanarak, Türk ekonomisine katkımızı sürdüreceğiz. Yabancı yatırımları Türkiye'ye çekme rolümüzü daha da güçlendireceğiz. Ticari bankacılıktaki odağımız ise geleceğin unicorn'larıyla erken aşamada iş birliği yaparak onların büyümesini desteklemek olacak.
Türkiye, Citi'nin küresel ve bölgesel büyüme stratejisinde nasıl bir rol üstleniyor?
Citi, dünya genelinde 90'dan fazla ülkede faaliyet gösteriyor ve günde yaklaşık 6 trilyon dolarlık işlem hacmiyle 5 bine yakın uluslararası firmaya hizmet veriyor. Türkiye'de de bu global ağımızdan yararlanarak, müşterilerimize katma değer yaratmayı ve öncelikli olarak sınır ötesi ihtiyaçları olan firmaların ana bankası olmayı hedefliyoruz. Bu bağlamda Türkiye stratejimizi üç ana başlıkta özetleyebiliriz: Birincisi, yurt dışına açılan Türk şirketlerinin ana bankası olmak. Artık genel merkezi Türkiye'de bulunan ancak küresel birer oyuncu haline gelmiş firmalarımızın sayısı hızla artıyor. Dünyanın 50 ülkesinde hizmet verdiğimiz Türk firmaları bulunuyor. Aynı zamanda bu kapsamda yurt dışıyla ticaret yapan firmalarımız da yer alıyor. Bir örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz yıllarda Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret hedefine ulaşma yolunda önemli adımlar atıldı. Biz de diğer ülkelerin yanı sıra, ABD ile ticaret yapan ya da yapmak isteyen firmalarımıza destek oluyoruz. Stratejimizin ikinci ayağında, Türkiye'ye yeni yabancı yatırımcıları çekmek ve mevcut yatırımları büyütmek yer alıyor. Ülkemizde faaliyette olan birçok uluslararası şirkete hizmet sunuyor ve şirket birleşme-satın alma süreçlerinde aktif rol oynuyoruz.
Bu segmentte, sadece yerel iştirakin değil, grubun genel merkezinin ve şirketin finansal hedeflerini de dikkate alarak bütünsel çözümler sunuyoruz. Stratejimizin son ayağında ise Türkiye'nin bölgesel bir merkez olma vizyonunu güçlendirmek yer alıyor. Türkiye'deki yapılanmamızı, Orta Asya gibi çevre bölgeleri de yönetecek şekilde daha da derinleştiriyoruz. Bu bağlamda geçtiğimiz yıl Özbekistan'da bir temsilcilik ofisi de açtık. Kısacası, Türk şirketlerinin küresel büyüme hedeflerine katkı sağlamaya ve küresel sermaye ile yerel fırsatlar arasında bir köprü oluşturmaya odaklanıyoruz.
"TL Varlıklara İlgi Artıyor"
Yılın ikinci yarısı için beklentimiz ise, dezenflasyon sürecini destekleyen sıkı para politikası ve makro ihtiyati tedbirlerin devam edeceği yönünde. Bu politikalar sayesinde kredi büyümesi daha öngörülebilir seviyelerde seyrederken, TL varlıklara olan ilginin arttığını görüyoruz. Türkiye'nin kredi risk priminin (CDS) 220 baz puanın altına gerilemesi de zaten uluslararası yatırımcıların Türkiye ekonomisine ve bankacılık sektörüne olan güveninin somut bir göstergesi.
Yabancı sermayenin Türkiye'ye ilgisinde son dönemde nasıl bir değişim var?
Citibank olarak uzun süredir yatırımcı konferanslarına ve road-show'lara ev sahipliği yapıyoruz ve yabancı yatırımcıların Türkiye'ye olan ilgilerinin devam ettiğini görüyoruz. Sunulan vergi ve diğer alanlardaki teşvikler de bu ilgiyi destekliyor. Önümüzdeki dönemde ekonomik programın kararlılıkla sürdürülmesi ve enflasyonla mücadelenin başarıya ulaşması, yatırımların daha da artmasını sağlayacaktır.
Hangi sektörlerde büyüme fırsatları görüyorsunuz?
Önümüzdeki dönemde hem küresel trendler hem de Türkiye'nin kendine özgü dinamikleri doğrultusunda önemli büyüme fırsatları görüyoruz. Bunların başında dijital dönüşüm ve teknoloji geliyor. Özellikle perakende gibi sektörlerde Türk şirketlerinin bu alandaki iştahı ve yatırımları dikkat çekici. Yapay zeka ve makine öğrenimi gibi teknolojilerin entegrasyonu, verimliliği ve müşteri deneyimini bambaşka bir boyuta taşıyacak. İkinci önemli alan ise sürdürülebilir finans. Bu artık bir tercih değil, bir zorunluluk. COP 31'in ülkemizde düzenlenecek olması, bu konuyu daha da ileriye taşıyacaktır. Kurumsal müşterilerimizin borçlanmalarını yeşil ve sürdürülebilirlik odaklı yapılandırmalarla destekliyor, sermaye piyasalarındaki bono ihraçlarına aracılık ediyoruz. İhracat potansiyeli yüksek şirketler ise daima radarımızda. Dış ticaretin finansmanı, menkul kıymet saklama ve kur riski yönetimi gibi alanlarda aktif rol oynamaya devam edeceğiz.
Yurt dışında Türkiye'ye ilişkin en çok hangi sorularla karşılaşıyorsunuz?
Yabancı yatırımcılar, Türkiye'nin makroekonomik görünümünü, para politikasını, enflasyonla mücadele programını ve yapısal reform takvimini yakından takip ediyor. Ayrıca, Türkiye'nin değişen küresel tedarik zincirlerindeki yeni rolü, teknoloji ve yeşil enerji gibi yeni nesil sektörlerdeki büyüme potansiyeli de en çok merak ettikleri konular arasında yer alıyor. Biz de Citi olarak, onlara bu konularda kapsamlı analizler sunarak ve Türkiye'nin potansiyelini anlatarak karar süreçlerinde destek oluyoruz.
Türkiye'nin küresel ekonomideki ağırlığını artırması için atılması gereken en kritik adım nedir?
Yabancı yatırımcılar açısından baktığımızda makroekonomik istikrarı ve yapısal reformları devam ettirmek, Türkiye'nin küresel ekonomideki ağırlığını artırmak için önemlidir. Bunun yanı sıra, ülkemizin değer zincirinde yükselmesi, endüstriyel bir dönüşümü benimsemesi ve üretken altyapı yatırımlarına odaklanmasıyla mümkün olabilir. Ayrıca teknoloji, dijitalleşme ve yeşil enerji alanlarına odaklanmak, nitelikli insan kaynağını sürekli geliştirmek ve global yetenekleri ülkeye çekmek de büyük önem taşıyor. Tüm bunların yanında, katma değer sağlayan ürünler üretmek de Türkiye'nin bir üst lige çıkmasında etkili olacaktır.
Peki, jeopolitik riskler ve küresel belirsizlikler nedeniyle ticaret koridorlarının yeniden şekillenmesi, Türkiye'nin yatırım hikayesine nasıl yansıyor?
Artık yeni koridorların ve fırsatların olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bu durumu bir riskten çok, doğru konumlananlar için stratejik bir fırsat olarak görüyoruz. İşte bu noktada Türkiye'nin güzel bir hikayesi olabilir. Pandemi sonrası tedarik zincirlerindeki kırılmalar, şirketleri daha güvenilir ve yakın coğrafyalarda üretim yapmaya itti. Şirketlerin daha güvenli rotalar aradığı bu 'büyük ayrışma' döneminde Türkiye, coğrafi konumu, üretim altyapısı ve lojistik kapasitesiyle bölgesel bir üretim üssü olma potansiyelini her zamankinden daha fazla ön plana çıkarıyor.
Bu yeni dönemde öne çıkan iki ana koridor projesi, Türkiye'yi küresel ticaretin merkezine taşıma potansiyeli taşıyor. Birincisi, Orta Koridor. Çin'i Kafkaslar ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayan bu tarihi rota, Asya-Avrupa arasındaki deniz yoluna kıyasla taşımacılık süresini 15-20 gün kısaltarak önemli bir verimlilik avantajı sunuyor. İkincisi, Kalkınma Yolu Projesi. Irak'ın güneyindeki Büyük Fav Limanı'nı Türkiye üzerinden Avrupa'ya entegre edecek bu yatırım, Süveyş Kanalı'na stratejik bir alternatif oluşturarak, Hindistan ve Körfez ülkelerinden gelen ürünlerin Avrupa'ya daha hızlı ve güvenli ulaşmasını sağlayacak. Dolayısıyla Türkiye'nin yatırım hikayesi, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dünyada stratejik bir ortak ve merkez olma hikayesine dönüştü.
Bugün uluslararası yatırımcılara üç kelime ile Türkiye'yi anlatmanız gerekse neler söylersiniz?
Üretim Merkezi, Lojistik Merkezi ve Bölgesel Etki Merkezi. Çünkü Türkiye artık sadece Doğu ile Batı arasında bir geçiş köprüsü değil; küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu yeni dönemde aktif bir merkez haline geliyor. Güçlü üretim kapasitesi ve nitelikli iş gücü, onu doğal bir üretim merkezi yapıyor. Çin'i Avrupa'ya bağlayan Orta Koridor ve Körfez'i Avrupa'ya entegre edecek Kalkınma Yolu gibi projelerin kalbinde yer alması, onu küresel ticaret akışlarını yöneten stratejik bir lojistik merkezi olarak konumlandırıyor. Bu rollerin ötesinde, Citi'nin Özbekistan operasyonlarını Türkiye'den yönetmesi gibi adımlar, ülkenin aynı zamanda bölgesel bir yönetim ve finans merkezi olma potansiyelini, yani bölgesel etki merkezi kimliğini de ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bana kalırsa bu üç kavram, Türkiye'nin sunduğu bütünsel ve kesişen fırsatları en iyi şekilde ifade ediyor.