Küresel Ticarette Yeni Dönem: Savaş, Ticaret Duvarları ve Türkiye’nin 410 Milyar Dolarlık İhracat Hedefi
Küresel ticaret, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kırılgan bir yapı sergiliyor. Orta Doğu ekseninde yaşanan İran-İsrail-ABD savaşı ve bu savaşa Körfez ülkelerinin de dahil olması, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz taşımacılığı kısıtlamaları, enerji arzından lojistik hatlara kadar bütün küresel zincirleri etkiliyor. Bu durum, sadece fiyatları yükseltmekle kalmıyor; aynı zamanda tedarik sürelerini uzatıyor ve işletmelerin risk yönetimini yeniden şekillendiriyor. Avrupa Birliği'nin 'Made in EU' yaklaşımı ve ABD-Çin arasındaki rekabet ise küresel tedarik zincirlerinde köklü değişimlere yol açıyor. Artık ürünün sadece maliyeti değil, üretildiği yer, kullanılan teknoloji ve sürdürülebilirlik standartları da pazarda belirleyici oluyor.
Türk ihracatçısı ise bu çoklu kırılmanın tam merkezinde duruyor. Artan üretim maliyetleri, daralan pazarlar ve giderek sertleşen rekabet ortamı, firmaları hem strateji hem de operasyon açısından yeniden düşünmeye zorluyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin 2026 yılı için belirlediği 410 milyar dolarlık ihracat hedefi, sadece büyüme rakamı değil, aynı zamanda bir dönüşüm hedefi niteliği taşıyor.
İhracatçılar, bu yeni dönemde ayakta kalmak ve güçlenmek için bir dizi stratejik adım atıyor. Pazar çeşitlendirmesi artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi. Avrupa ve ABD pazarlarında yerelleşme yatırımları artıyor, ortaklık ve markalaşma stratejileri güçleniyor. Katma değerli üretim ve inovasyon, maliyet avantajını tek başına yeterli değil. Firmalar artık regülasyon uyumu ve sürdürülebilirlik konularında da güçlü olmak zorunda. Dijitalleşme yatırımları ve yeşil dönüşüm uygulamaları ise hem uluslararası rekabette öne çıkmanın hem de uzun vadeli riskleri minimize etmenin anahtarları olarak öne çıkıyor.
Gümrük Birliği Güncellenmeli
İhracatçı birlikleri ve sektör temsilcileri, Türkiye'nin bu süreci etkin şekilde yönetebilmesi için Gümrük Birliği'nin güncellenmesini kritik bir adım olarak görüyor. Mevcut yapı, hizmetler, dijital ticaret ve kamu alımları gibi alanları kapsamıyor ve bu eksiklik, Türkiye'nin rekabet gücünü sınırlıyor. Türk şirketleri, bu yeni dönemde yalnızca maliyet avantajına dayanmak yerine, yüksek katma değerli üretim, regülasyon uyumu ve sürdürülebilir üretimle rekabet avantajını artırmayı hedefliyor.
Lojistikte alternatif rotalar, tedarikçi çeşitlendirme ve dijitalleşme yatırımları, firmaların gündeminde öncelikli başlıklar olarak yer alıyor. Yeşil mutabakat, karbon düzenlemeleri ve dijital standartlara uyum ise Türk ihracatçısının Avrupa pazarındaki konumunu doğrudan belirleyecek.
Türkiye'nin önde gelen ihracatçı birlikleri ve firmaları, küresel krizlerin gölgesinde, yeni dünya düzeninde dış ticareti artırmak ve Türkiye'yi ekonomik olarak güçlendirmek için stratejilerini INBUSINESS ile paylaştı. Görünen o ki, önümüzdeki yıllar, sadece ihracatçıların büyüme değil, aynı zamanda köklü bir dönüşüm sürecini başarıyla yönetme mücadelesiyle geçecek.
200 Ticari Heyet Düzenlenecek
Türkiye'nin ihracatını sürdürülebilir hale getirmek için yoğun diplomasi trafiğini sürdüren Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) bu dönemdeki en büyük stratejisi Türkiye'nin pazar çeşitliliğini artırmak için yoğun ticaret heyet programları düzenlemek. TİM ve ihracatçı birlikleri olarak bu yıl 200'den fazla ticaret heyeti gerçekleştirecekleri bilgisini veren TİM Başkanı Mustafa Gültepe, "Sadece TİM bu yıl 38 heyet düzenleyecek. Pazar çeşitliliğimizi artırma girişimlerimiz sürmekle birlikte, Avrupa, Orta Doğu ve ABD bizim ana pazarlarımız olmaya devam edecek. Bu nedenle Türkiye'nin 'Made in EU' kapsamına dahil edilmesi bu dönemde Türk ihracatçısının yüzünü güldüren önemli etmenlerden" diyor. Yüksek faiz-düşük kur politikasının ihracatta rekabetçiliği zayıflattığına dikkat çeken TİM Başkanı Gültepe, bu aşamada Avrupa Birliği ile ilişkilerin güçlendirilmesi ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin kritik olduğunu vurguluyor.
İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, enerji maliyetlerindeki hızlı yükselişin üretim giderlerini doğrudan artırarak sektörün rekabet gücünü zayıflattığını belirtiyor. Artan maliyetlere rağmen satış fiyatlarının aynı hızda yükseltilememesinin karlılık üzerinde ciddi baskı oluşturduğuna dikkat çeken Pelister, bu durumun sektörde marj daralmasına ve ilerleyen süreçte arz sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Pelister, ihracatçı firmaların bu zorlu tablo karşısında küresel piyasalardaki gelişmeleri yakından izlediğini vurgulayarak, maliyet kontrolü, verimlilik artışı ve alternatif pazarlara yönelme çalışmalarının hız kazandığını söylüyor.
Plastik Sektöründe 'Savaş Tatili'
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sonrası Hürmüz Boğazı'nda enerji sevkiyatlarının aksaması, petrol fiyatlarında sert yükselişe neden oldu. 60 dolar seviyelerinden 100 doların üzerine çıkan petrol fiyatları, petrokimya sektöründe maliyetleri hızla artırırken, birçok tesisin "mücbir sebep" ilan ederek üretimi kısmak ya da fiyat güncellemesine gitmek zorunda kalmasına yol açtı. Artan hammadde maliyetleri karşısında karlılığı ciddi şekilde düşen plastik sanayicileri ise dikkat çekici bir adım attı. Sektörde "savaş tatili" olarak adlandırılan süreç kapsamında firmalar, Ramazan Bayramı tatilini erkene çekerek yüksek maliyetli hammadde alımını geçici olarak durdurdu. Sönmez Global Plastik Kurulu Başkanı Murat Akyüz, sipariş bazlı çalışan birçok firmanın müşterilerine sevkiyat erteleme bildirimleri gönderdiğini ve bazı durumlarda hukuki süreçlerin başlatıldığını belirtiyor. Sektörün kırılganlığını azaltmak için petrole bağımlılığın düşürülmesi gerektiğini vurgulayan Akyüz, yenilenebilir enerji yatırımlarının önünün açılması çağrısında bulunuyor. Akyüz, uzun vadede ise çözümü, yerli üretim kapasitesinin artırılması ve enerji bağımlılığının azaltılmasında buluyor.
Çoklu Tedarik Sistemi
Avrupa Birliği regülasyonları ve artan maliyetler nedeniyle ihracatta son yıllarda en büyük sorun yaşayan sektörlerin başında tekstil geliyor. Küresel korumacılık eğilimlerinin tekstil ihracatını doğrudan baskıladığına işaret eden Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Taşdelen Engin, "Özellikle Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri pazarlarında artan vergiler ve karbon düzenlemeleri maliyetleri yükseltirken, sektörümüzdeki şirketler bu süreci atlatmak için çoklu tedarik modeline yöneliyor. Jeopolitik gerilimler lojistik maliyetleri artırıyor ve teslim sürelerini uzatıyor. Firmalarımız rekabet gücünü korumak için karlılıktan feragat ediyor. Bu dönemde Türkiye'nin rekabet gücü için ise yeşil ve dijital dönüşüm yatırımlarının desteklenmesi gerekiyor" diyor. AB'nin 'Made in EU' yaklaşımına Türkiye'nin dahil edilmesini olumlu değerlendiren Engin, bu adımın otomotiv, demir-çelik, alüminyum ve çimento gibi stratejik sektörlerde fırsat yaratabileceğini belirtiyor.
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Toygar Narbay, Türkiye'nin ihracatta karşı karşıya olduğu en temel sorunun Gümrük Birliği değil, rekabet gücünün kaybı olduğunu vurguluyor. Avrupa Birliği'nin Hindistan ve Mercosur gibi bloklarla imzaladığı STA'ların, özellikle hazır giyim, dokuma konfeksiyon ve ev tekstili ihracatını tehdit ettiğini belirten Narbay, yüksek faiz ve baskılanmış kur politikalarının maliyetleri artırarak Türkiye'yi Uzak Doğu rakiplerine kıyasla yüzde 60 daha pahalı hale getirdiğini ifade ediyor. Narbay, çözümü; kayıt dışılığın engellenmesi, düşük enflasyon, öngörülebilir kur politikası, uzun vadeli kredi olanakları, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm odaklı kapsamlı bir stratejiyle sanayicinin rekabetçiliğinin artırılmasında görüyor.
Kümelenme Modeli
İhracatta artan gümrük vergileri ve maliyet baskısıyla karşı karşıya olan mobilya sektörü yeni ihracat stratejisini yakın coğrafya ve bölgesel pazarlara odaklanarak uzun vadeli satış kanalları oluşturma ve kümelenme modeli üzerine kurguluyor. Türkiye'de üretimi koruyup otomasyon ve robotik yatırımlarla maliyetleri dengelemeyi hedefleyen sektör temsilcileri artan maliyetleri fiyatlara yansıtmak yerine dijital platformlar ve sanal fuarlarla uluslararası görünürlüğünü artırıyor. MODOKO Başkanı Koray Çalışkan, bu dönemde firmaların yalnızca düşük fiyatlı fason üretici konumunda kalmasının sürdürülebilir karı zorlaştırdığını ifade ediyor. Önümüzdeki dönemde işçilik maliyetleri ve düşük otomasyon riskinin ihracatta en büyük tehdit olduğunu vurguluyor ve Türkiye'nin rekabet gücü için robotik yatırımlar, dijital altyapı, kayıt dışılıkla mücadele ve ölçekli üretim desteğinin kritik olduğunu belirtiyor.
Gümrük Birliği'nde Güncelleme
Türk İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Başkanı Süleyman Sönmez, artan gümrük vergileri ve tarife belirsizliklerinin Türkiye'deki yatırım ve ihracat kararlarını doğrudan etkilediğini ifade ediyor. Avrupa'nın ekonomik güvenlik, yerelleşme ve tedarik zinciri kısaltma eğilimleriyle birlikte Gümrük Birliği'nin stratejik öneminin arttığını belirten Sönmez, otomotivden makineye, tekstilden kimyaya birçok sektörde fiyatlama ve teslim sürelerinin öngörülemez hale geldiğine dikkat çekiyor. Avrupa'nın üretimi içeride tutmaya dönük politikalarının Türkiye'yi bu çerçevenin dışında bırakmasının ihracatçıların planlama ve maliyet yönetimini zorlaştırdığını vurgulayan Sönmez, çözümün Gümrük Birliği'nden geri adım atmak değil, Türkiye'yi yeşil dönüşüm, tedarik güvenliği ve sanayi politikalarına entegre edecek güncellemelerden geçtiğini söylüyor.
Karton ambalaj sektörü, yeni regülasyonlara uyum için EUDR ve PPWR süreçlerini yakından takip ediyor. Dijital ve raporlama altyapısını güçlendiren sektör, bu sayede artan maliyetleri kısa vadede fiyatlara yansıtmayıp operasyonel verimlilikle denge kuruyor. Karton Ambalaj Sanayicileri Derneği (KASAD) Yönetim Kurulu Başkanı Alican Duran'a göre Hindistan-AB Serbest Ticaret Anlaşması, dolaylı olarak Türkiye'nin rekabetini etkileyebilir: "Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan yön değişimleri ve ticaret anlaşmaları ABD pazarının Türkiye'ye daha fazla yönelmesi açısından bir katalizör işlevi görebilir. Bu çerçevede, mevcut jeopolitik ve ticari gelişmelerin sunduğu fırsatların etkin şekilde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum." Döviz kurları, yüksek enflasyon ve belirsiz regülasyonların ihracat açısından en büyük riskler olduğunu vurgulayan Duran, Türkiye'nin ihracat rekabet gücünü artırmak için öngörülebilir yatırım ortamı, finansmana erişim ve yapısal desteklerin kritik olduğunu söylüyor.
Küresel ticarette korumacılığın yükselmesi, mobilya, kağıt ve orman ürünleri sektörünü de doğrudan etkiliyor. İstanbul Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanı Erkan Özkan, ABD-Çin gerilimi, maliyet artışları ve tedarik zinciri kırılganlıklarının ihracatta hem fırsat hem risk yarattığını vurguluyor. Özkan, sektörün 200'ü aşkın ülkeye ihracat yaptığını ve stratejilerini yalnızca yeni pazarlara açılmak değil, mevcut pazarlarda lider konuma gelmek üzerine kurduklarını söylüyor. AB'nin Yeşil Mutabakatı ve karbon düzenlemeleri, üretim süreçlerini dönüştürürken, sürdürülebilir ham madde ve sertifikasyon uygulamaları da sektörde kalıcı bir dönüşüm getiriyor. Özkan, lojistik esneklik, dijitalleşme ve stratejik ortaklıkların Türkiye'nin rekabet gücünü artıracağını belirterek, "Katma değerli üretim, Ar-Ge ve yeşil dönüşüm yatırımlarıyla ihracatta liderliği sürdürebiliriz" diyor
Katma Değerli Üretim
Türkiye'nin yaş meyve ve sebze ihracatında ise esneklik ve katma değer öne çıkıyor. TİM Tarım Kurulu ve İstanbul Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu, sektörün temel gıda niteliği nedeniyle tarifelerden çok teknik ve idari düzenlemelerin belirleyici olduğunu söylüyor. "Tedarik zincirimizi her zaman esnek ve alternatifli kurguluyoruz. Planlamayı güçlendirmek, seçenekleri artırmak stratejik önceliğimiz" diyor. Tokgöz Mutlu, mevcut pazarlardaki varlığı korurken Orta Doğu, Asya ve Avrupa'da yeni fırsatları da yakından takip ettiklerini belirtiyor. Sektörün rekabet gücünü artırmak için özellikle katma değerli üretim kritik bir adım. Tokgöz Mutlu, "Sadece hammadde veya düşük işlenmiş ürün ihraç etmek yerine markalı, ambalajlı, izlenebilirliği yüksek ve raf ömrü uzun ürünlere yönelmek birim fiyatları artırıyor. Ar-Ge, inovasyon ve sürdürülebilir tarım uygulamaları ile markalaşma yatırımları Türkiye'yi fiyat odaklı değil, kalite ve güvenilirlik temelli bir rekabetçi konuma taşıyacak" diyor.
Yakın Merkezli Tedarik Arayışı
Tarife belirsizlikleri nedeniyle 'just in case' (her ihtimale karşı) modelini benimseyen otomotiv sektörü, stok seviyelerini artırarak kritik bileşenlerde yakın merkezli tedarik arayışlarını hızlandırıyor. Yeni pazar arayışlarında ise AB'nin yanı sıra Körfez Ülkeleri, Avustralya ve Latin Amerika öne çıkıyor, ancak bölgedeki jeopolitik riskler lojistik maliyetleri ve teslim sürelerini tehdit ediyor. Türkiye'nin ihracatında özellikle Kuzey Afrika ve Orta Doğu'daki artan ek mali yükümlülüklerin rekabeti zorladığını ifade eden Otomotiv İhracatçıları Birliği (OİB) Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, şunları söylüyor: "Ayrıca AB-Çin sübvansiyon savaşlarının baskısını da hissediyoruz. İran-ABD-İsrail savaşı gibi bölgesel çatışmalar maliyetleri artırıyor.
İhracatta en büyük risk küresel korumacılık ve ticaret savaşları. Orta Doğu'daki sıcak çatışmalar fiziksel ticaret rotalarını ve enerji fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye'nin rekabet gücünü artırmak için yeşil dönüşüm finansmanı ve nitelikli dijital iş gücü kritik." Çelik, AB'nin Sanayi Hızlandırma Yasası kapsamında 'Made in EU' kriterine Türkiye'nin dahil olmasını ise ihracatın sürekliliğini sağlayacak ve yerli tedarik sanayisini destekleyecek stratejik bir adım olarak değerlendiriyor.
Ortak Şirket Alma Önerisi
Son yıllarda küresel ticarette yaşanan belirsizlikler ve artan korumacılık eğilimleri, firmaları daha esnek ve dayanıklı tedarik zincirleri kurmaya yönlendiriyor. Türk tekstil sektörü de bu süreçte tedarik ve üretim süreçlerinde daha dayanıklı modeller geliştirmeye odaklanıyor. Bu dönemde, pazar çeşitliliğinin her zamankinden daha kritik hale geldiğine dikkat çeken İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Öksüz, Avrupa Birliği hala ana pazar konumundayken, ABD, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Latin Amerika'da yeni fırsatların izlendiğini söylüyor. Sürdürülebilir üretim, yeşil dönüşüm ve izlenebilirlik konuları bu dönemde sektör gündeminde öne çıkarken, dijitalleşme de tedarik zincirinde kritik rol oynuyor. Türkiye'nin ihracat rekabet gücünü koruması için Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, pazar çeşitliliği, markalaşma ve inovasyon odaklı üretimin güçlendirilmesinin şart olduğunu belirten Öksüz, "Ayrıca Türk tekstilcilerinin uluslararası firma satın alımları ve ortaklıklarla global fırsatları değerlendirme kapasitesi güçlü. Devletin teşvikiyle kolektif hareket önemli. Bu stratejiyle hedef pazarlarda avantaj sağlanabilir ve sürdürülebilir ihracat artışına katkı sunulabilir" diyor.
Otomotiv, tarım, sanayi ve inşaat sektörlerinde hizmet veren metal ve döküm şirketi Kutes, küresel ticarette artan belirsizliklere hazırlıklı olmak adına alternatif tedarik ve pazar analizlerini düzenli olarak sürdürüyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği pazarlarında konumunu güçlendirmek için geçen yıl ABD'ye ofis açan şirket, bu dönemde sahaya daha yakın ve müşteriye daha hızlı erişebilen bir organizasyon yapısıyla rekabetçi konumunu korumayı planlıyor. AB'nin Hindistan ile yaptığı yeni anlaşmaları yakından izlediklerini anlatan Kutes İcra Kurulu Başkanı Ali Esat Kutmangil, "Bu süreçte hedef pazarlara yakın olmanın yanı sıra artan maliyetleri verimlilik odaklı yönetiyoruz. Türkiye'nin rekabet gücü için ise öngörülebilir politikalar, katma değerli üretim ve dijitalleşme kritik" ifadelerini kullanıyor.
Dijitalleşme Ve Otomasyon
Tarife belirsizliklerine karşı çoklu tedarik modeli ve dijital üretim yönetimiyle operasyonel sürekliliği güvence altına alan Tezmaksan, Sivas'ta kurduğu üretim üssüyle hem yerel tedarik hem de lojistik esneklik avantajı sağlıyor. Enerji, iş gücü ve operasyon maliyetlerindeki artışın sadece Türkiye'deki şirketleri değil, küresel ölçekte sanayinin tamamını etkilediğine işaret eden Tezmaksan Grup CEO'su Hakan Aydoğdu, bu durumun firmaları fiyat artırımı ile verimlilik artışı arasında stratejik bir tercihe zorladığını söylüyor. Tezmaksan olarak maliyet artışlarını doğrudan fiyata yansıtmak yerine, müşterilerine 'yatırımın geri dönüş süresini' (ROI) kısaltan çözümler sunduklarını anlatan Aydoğdu, "Tezmaksan'ın CubeBOX™ ve RoboCAM gibi robotlu otomasyon çözümleriyle üretimde yüzde 30'a varan verimlilik artışı sağlanıyor. Bu da maliyet baskısını dengeliyor" diyor. Artan maliyetleri doğrudan fiyata yansıtmadıklarını söyleyen Aydoğdu, dijitalleşme ve otomasyon odaklı çözümlerle sürdürülebilir rekabet avantajı yarattıklarını ekliyor. Aydoğdu, Türkiye'nin ihracatta güçlü kalabilmesi için yüksek katma değerli, teknoloji ve dijital odaklı üretim modeline geçişin kritik olduğunu vurguluyor.
40'ın üzerinde ülkeye ihracat yapan Teksüt, bu dönemde Avrupa, Orta Doğu ile Uzak Doğu pazarlarını odağına almış durumda. Teksüt Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mert Özmen, gümrük vergilerindeki ani değişimlerin pazara girişte zorluklar yarattığını vurguluyor. ABD ve bazı üçüncü ülkelerdeki yüksek vergi oranları, Türkiye menşeili ürünleri maliyet açısından dezavantajlı konuma getiriyor. Tarife belirsizlikleri henüz tedarik zincirinde değişikliğe yol açmasa da şirket, esnek ve verimli bir yapı ile süreci yönetiyor. Özmen, bu süreçte, dijital takip sistemleri ile sipariş, stok ve sevkiyat süreçlerini daha görünür ve hızlı müdahale edilebilir hale getirdiklerini ifade ediyor. Özmen, Türkiye'nin süt ve süt ürünleri sektöründe rekabet gücünü artırmak için hammadde maliyetlerini düşürücü ve üretimi destekleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Küresel Genişleme Politikası
60'tan fazla ülkeye ihracat yapan DOF Robotics, 2026 büyüme stratejisini Ar-Ge, ihracat odaklı üretim ve deneyim merkezleriyle küresel genişleme üzerine kuruyor. Çin-ABD hattındaki transit ticarette artan gümrük vergilerinin maliyetleri doğrudan etkilediğine dikkat çeken DOF Robotics Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Mertcan, "Küresel rekabetin yoğun olduğu pazarlarda kar marjlarımız baskı altında. Ancak alternatif lojistik çözümleri ve tedarik rotalarıyla etkileri minimize etmeye çalışıyoruz" diyor. Tarife belirsizliklerinin tedarik zincirinde çevik planlama gerektirdiğini vurgulayan Mertcan, satın alma ve operasyon ekiplerini stratejik konumlandırarak riskleri azaltmaya odaklandıklarını aktarıyor. Katma değerli ve teknoloji yoğun üretimin Türkiye'nin rekabet gücünü artıracağını kaydeden Mertcan, sürdürülebilirlik ve karbon raporlamasının artık küresel rekabette belirleyici olduğunu vurguluyor.
Panda Alüminyum, tarife belirsizliklerine karşı tedarik zincirinde aceleci değişiklik yapmak yerine uygun alternatifler üzerinden planlama yapma yoluna gidiyor. Artan gümrük vergilerinin özellikle Amerika Birleşik Devletleri pazarında başlangıçta zorluk yarattığını, ancak müşteri ilişkileri ve ürün konumlandırması sayesinde sürecin kontrollü yönetildiğini dile getiren Panda Alüminyum Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hüseyin Seherli, ayrıca Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya açılarak yeni ihracat pazarları geliştirdiklerini belirtiyor. Karbon azaltımı ve SKDM regülasyonlarına uyum için üretim süreçlerini dönüştüren firma, artan maliyetleri minimum seviyede fiyatlara yansıtarak rekabeti koruyor. Dijital tedarik zinciri yönetimi ile operasyonel sürekliliği sağladıklarını söyleyen Seherli, Türkiye'nin ihracat rekabet gücünün korunmasında döviz regülasyonları ve lojistik avantajın kritik olduğunu vurguluyor.
Katma Değerli Üretim
Ana ham maddelerini yerli kaynaklardan sağlayan Köklü Zeytincilik, bu sayede tarife belirsizliklerinden etkilenmeyen şirketler arasında yer alıyor. Dünyadaki belirsizliklere karşı pazar çeşitlendirmesi yoluna giden şirket, 2025'te Uzak Doğu'ya açılıyor. Firma hali hazırda Çin, Japonya ve Güney Kore'de pazarlama ve satış faaliyetleri yürütüyor. Köklü Zeytincilik Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kürlek, değişen regülasyonlara uyum için kalite kontrol laboratuvarlarını sürekli aktif tuttuklarını ifade ediyor. Artan maliyetleri sınırlı fiyat revizyonlarıyla dengelediklerini dile getiren Kürlek, dijital tedarik çözümleriyle operasyonel riskleri önceden yönettiklerini söylüyor. Kürlek, Türkiye'nin ihracatta rekabet gücünü katma değerli üretim, sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümün belirleyeceğini vurguluyor.
Operasyonel Verimlilik
Artan gümrük vergilerinin Avrupa pazarında rekabeti doğrudan etkilediğini ifade eden Petlas Avrupa Satış ve Pazarlama Direktörü Okyanus Tuna, "ABD'nin Hindistan menşeli ürünlere uyguladığı yüzde 50'lik vergi artışı, Hintli üreticileri Avrupa'ya yönlendirerek fiyatlar üzerinde baskı oluşturmuştu. Verginin yüzde 18'e düşürülmesi pazarda dengeyi sağladı. Avrupa Birliği'nin Çin menşeli binek ve hafif ticari araç lastiklerine getirmeyi planladığı ek vergiler de rekabeti yeniden şekillendirecek" diyor. Tuna, böyle bir dönemde lastik sektörünün rekabet gücünün, yüksek katma değerli ve teknoloji odaklı ürünlerle güçlendirilebileceğini vurguluyor. Petlas da operasyonel verimlilik ve katma değerli ürün segmentlerine odaklanarak pazar konumunu koruyor. Tuna, ihracatta en büyük riskin ise küresel talep dalgalanmaları, farklı menşeli üreticilerin kapasite artışları, ticaret politikaları, kur hareketleri ve lojistik olduğunu belirtiyor.
Çok Kanallı Yapı
Gümrük tarifelerindeki belirsizlikler nedeniyle ürün tedariğinde esnek bir yapı benimseyen TRADIST, Asya ve Avrupa depoları arasında maliyet avantajlarına göre hareket ediyor. Ürün uygunluğu ve sertifikasyon süreçlerini yerel regülasyonlara uyumlu şekilde yürüttüklerini aktaran TRADIST CEO'su Sabri Can Acarsoy, belirli kategorilerde ise Türkiye'de yerel üretim planladıklarını söylüyor. Acarsoy, artan maliyetleri fiyatlara yansıtmamaya özen gösterdiklerini, dijital takip ve raporlama sistemleriyle tedarik zincirini yönettiklerini dile getiriyor. Küresel belirsizlik ve maliyet dalgalanmalarının son dönemlerde sektör için en büyük risk olduğunu belirten Acarsoy, firma olarak bu süreci çok kanallı ve esnek tedarik yapısıyla yöneteceklerini belirtiyor.