‘Sorumlu’ üretime yeni pasaport
Fiyat, kalite ve teslimat performansı uzun yıllar ihracatın temel belirleyicileri olarak görülürken, bugün artık bu üçlünün yanına güçlü bir kriter daha eklendi; sürdürülebilirlik performansı... Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, karbon ayak izi, döngüsel ekonomi, dijital izlenebilirlik ve sosyal uyum standartları, ihracatçı şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkileyen başlıklar... Türkiye'nin dünyada yaşanan bu dönüşüme verdiği yanıtlardan en önemlilerinden biri ise Ticaret Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Responsible Programı. Program, ihracatçı şirketlerin sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme alanlarında yol haritalarını oluşturmasını desteklerken, aynı zamanda 'Made in Türkiye' algısını daha sorumlu, izlenebilir ve rekabetçi bir üretim kimliğiyle güçlendirmeyi hedefliyor.
Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında hayata geçirilen programa bugüne kadar 257 firma başvuruda bulunurken yapılan değerlendirmeler sonucunda 166 firma sisteme dahil edildi. Programa dahil olan şirketlerin sektörel dağılımında metal sanayii 43 firma ile ilk sırada yer alırken bu sektörü 34 firma ile mekatronik, otomotiv ve savunma sanayii, 30 firma ile de tekstil sektörü izliyor. Programa Anadolu'dan gelen ilgi de dikkat çekici. Bugüne kadar 30'a yakın şehirden başvuru alınırken, 25 farklı ilden en az bir firma program kapsamına dahil edilmiş. İstanbul 46 firma ile ilk sırada yer alırken, Ankara 20, Bursa 16 firma ile öne çıkıyor. Adana ve Kocaeli'nden 11'er, Gaziantep'ten 6, Kahramanmaraş'tan 7, Hatay'dan 5, Kayseri ve Konya'dan ise 4'er firma program kapsamında destekten yararlanıyor.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Responsible Programı'nı Türkiye'nin küresel ticaretteki yeni stratejik yol haritasını temsil eden bakanlık araçlarından biri olarak tanımlıyor. Bolat'a göre dünya ekonomisi artık yalnızca maliyet ve kalite ekseninde şekillenmiyor; sürdürülebilirlik, çevreye saygı ve yeşil mutabakat standartları çerçevesinde biçim alıyor. Programın temel vizyonu ise Türkiye'yi güvenilir ve yeşil üretimde küresel bir merkez üssü haline getirmek. "Geleceğin rekabet avantajını sürdürülebilir kalite olarak tanımlayabiliriz" diyen Bolat, kaliteli üretim yapabilen, rekabetçi fiyat sunabilen ve çevresel-sosyal standartlara uyum sağlayabilen şirketlerin küresel değer zincirlerinde öne çıkacağını ifade ediyor. Bu yaklaşım, özellikle Avrupa pazarlarında daha da kritik hale geliyor. Çünkü birçok Avrupalı alıcı artık ürünün yalnızca kalitesine bakmıyor. Aynı zamanda hangi koşullarda üretildiğine, karbon ayak izine ve tedarik zincirinin sürdürülebilirlik performansına da bakıyor. Bazı sektörlerde bu kriterleri karşılayamayan firmalar pazara erişimde zorluk yaşayabiliyor.
'Made in Türkiye' algısına katkı
Bolat'ın verdiği bilgiye göre, Responsible Programı'na bugüne kadar toplam 257 firma başvuruda bulunmuş. Yapılan değerlendirmeler sonucunda 166 firma sisteme dahil edilmiş. Bakan Bolat, yıl sonuna kadar bu sayının 250'ye ulaşmasını öngörüyor. 21 Mayıs 2026'da düzenlenen Responsible- Sorumluluk ve Uluslararası Rekabet Zirvesi kapsamında 44 firma Responsible markasını kullanma hakkı kazandı. Bolat, bu firmalarda yüksek ihracat bilinci, sürdürülebilirlik vizyonu ve dönüşümü yönetim seviyesinde sahiplenme kültürü gözlemlediklerini söylüyor. Bolat, markayı almaya hak kazanan firmalarda sürdürülebilirlik komiteleri veya özel birimlerin kurulduğunu, bu alanda personel istihdam edildiğini ve konunun kurumsal kültür haline getirildiğini belirtiyor.
Programda ölçek, gelir veya gider gibi mali büyüklük kriterlerine bakılmaması ise her ölçekte şirketin bu dönüşüme dahil olabilmesinin önünü açıyor. Bolat'a göre Responsible markası, uzun vadede Türkiye'nin ihracat gücüne ve "Made in Türkiye" algısına önemli katkı sağlayacak. Türkiye'nin yalnızca kaliteli üretim yapan bir ülke olarak değil, çevresel ve sosyal sorumluluk standartlarını benimseyen bir üretim merkezi olarak konumlanması hedefleniyor.
KOBİ'ler için yol haritası
Programın en kritik etkilerinden birinin KOBİ'ler ve Anadolu şirketleri üzerinde görülmesi bekleniyor. Bolat'a göre birçok işletme yeşil dönüşümün öneminin farkında olsa da nereden başlayacağını, hangi yatırımlara öncelik vermesi gerektiğini ve gelecekte hangi yükümlülüklerle karşılaşacağını net olarak bilemeyebiliyor. Bu nedenle Responsible Programı finansman desteğinin yanı sıra, şirketlere yol haritası da sunmasıyla önem taşıyor. Amaç ise, yeşil dönüşümü bir maliyet unsuru olmaktan çıkararak, verimlilik artışı, maliyet avantajı ve yeni pazarlara erişim imkanı sağlayan stratejik bir fırsata dönüştürmek. Programın beş yıllık projeksiyonu ise Türkiye'nin küresel ticaretteki konumunu kalıcı ve rekabetçi biçimde güçlendirme vizyonuna dayanıyor. Hedef, yeşil dönüşüm ilkelerini, ihracat ailesinin tamamına yaymak, uluslararası standartlara uyumlu, karbon nötr hedefli ve yüksek katma değerli bir ihracat yapısı oluşturmak.
Serkan Ürkmez- Borçelik Yönetim Sistemleri Direktörü
Erkam Kocakerim- Limak Çimento Global CEO'su
Işıl Tireli Lila- Kağıt Genel Müdür Yardımcısı
Şirketlerin dönüşüm aracı
Responsible Programı'na katılan şirketler açısından ise bu süreç, yeni nesil rekabete hazırlık aracı olarak görülüyor. Borçelik Yönetim Sistemleri Direktörü Serkan Ürkmez, Avrupa Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, sürdürülebilir finansman uygulamaları ve müşterilerin artan beklentilerinin sürdürülebilirlik çalışmalarını daha sistematik ve bütüncül bir yaklaşımla yönetmeyi gerekli kıldığını söylüyor. Ürkmez, Responsible Programı'nı sürdürülebilir tedarik zinciri, düşük karbonlu üretim, kaynak verimliliği ve yönetişim alanlarında şirketi geleceğe hazırlayan önemli bir dönüşüm aracı olarak değerlendirdiklerini vurguluyor. Borçelik, 2020 yılından bu yana karbon yönetimi, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji yatırımları, sürdürülebilir tedarik zinciri uygulamaları ve ürün karbon ayak izi çalışmaları gibi birçok alanda ilerleme kaydetmiş bir şirket. Responsible Programı ise bu çalışmaların daha bütüncül bir çerçeveye oturmasına katkı sağlamış.
Akçansa açısından programa katılma kararının temelinde, sürdürülebilirlik yaklaşımını bir adım ileri taşıma ve bu alandaki etkiyi güçlendirme bulunuyor. Şirket, iklim değişikliğiyle mücadele, döngüsel ekonomi ve sorumlu üretim konularını stratejisinin merkezinde konumlandırıyor. Şirket, Responsible Programı ile birlikte sürdürülebilirliği, operasyonel bir başlık olarak ele almanın ötesine geçmiş ve değer zinciri genelinde daha kapsayıcı ve davranışa dönüşen bir yaklaşım olarak ele almaya başlamış. Akçansa'nın iklim değişikliği, alternatif yakıt kullanımı ve döngüsel ekonomi alanlarında halihazırda güçlü uygulamaları bulunuyor. Programla birlikte bu çalışmalar, şirketin kendi operasyonlarının yanı sıra tedarik zinciri ve iş ortaklarını da kapsayan daha geniş bir perspektife taşınıyor.
Kurumun geneline yayılıyor
Responsible Programı'na katılan şirketlerin ortaklaştığı nokta, sürdürülebilirliğin artık belirli bir departmanın konusu olmaktan çıkarak kurumsal stratejinin ayrılmaz bir parçası haline gelmesi. Program, şirketlere çevresel performanslarını geliştirme fırsatının yanı sıra veri yönetiminden tedarik zincirine, yönetişimden finansmana kadar tüm süreçleri yeniden ele alma imkanı sunuyor. Limak Çimento Global CEO'su Erkam Kocakerim, düşük karbonlu ekonomiye geçişin yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmaktan ibaret olmadığını, iş modellerinin ve değer zincirlerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguluyor. Kocakerim, Responsible Programı'nın, sürdürülebilirliği yönetişimden Ar-Ge'ye, insan kaynağından tedarik zincirine kadar tüm süreçlere entegre eden yaklaşımlarını, ulusal ölçekte görünür hale getirdiğini belirtiyor.
Benzer şekilde Lila Kağıt Genel Müdür Yardımcısı Işıl Tireli, sürdürülebilirliğin satın almadan üretime, lojistikten insan kaynaklarına kadar tüm iş süreçlerinin doğal bir parçası haline geldiğini söylerken, "Biz sürdürülebilirliği bir maliyet unsuru olarak değil, uzun vadeli rekabet gücünü destekleyen stratejik bir yatırım alanı olarak değerlendiriyoruz" diyor. Tireli özellikle ihracat ağırlıklı çalışan şirketler açısından sürdürülebilirlik yatırımlarının; pazar erişimi, müşteri tercihleri ve gelecekteki regülasyon risklerinin yönetimi bakımından önemli avantajlar sağladığını belirtiyor. Tireli'ye göre Responsible Programı şirketlerin bu dönüşümü daha sistematik ve ölçülebilir şekilde yönetmesine katkı sunuyor.
Sema Bilgiç- Cevher Jant Yatırımlar ve Sürdürülebilirlik Müdürü
Burak Çelet- DESA CEO'su
Önder Demirci- Sintek Grup Sürdürülebilirlik Müdürü
Cevher Jant Yatırımlar ve Sürdürülebilirlik Müdürü Sema Bilgiç de program sayesinde sürdürülebilirlik performansını daha görünür, ölçülebilir ve sistematik şekilde yönetmeye başladıklarını ifade ediyor. Responsible Programı'na katılım sürecinde öncelikle mevcut sürdürülebilirlik performanslarını detaylı şekilde değerlendirerek gelişim alanlarını belirleyen şirket, tedarik zinciri boyunca sürdürülebilirlik veri paylaşımını güçlendiren uygulamalar geliştirmiş, veri güvenilirliğini artıran süreçler oluşturmuş ve çalışanların farkındalığını artırmaya yönelik eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştirmiş. Şirket bunun yanında sürdürülebilirlik yönetişim yapılarını güçlendirerek karbon ayak izi, su kullanımı ve kaynak verimliliği gibi kritik alanlardaki çalışmalarını daha sistematik bir yapıya kavuşturmuş.
DESA CEO'su Burak Çelet'e göre Responsible Programı'nın en önemli katkısı, mevcut uygulamaları daha ölçülebilir ve veri temelli bir yapıya taşımak olmuş. Şirket, çevresel ve sosyal alanlarda toplam 78 proje kartıyla beş yıllık bir dönüşüm planı oluşturmuş. Çelet, Responsible programının operasyonlarındaki iyileştirme alanlarını doğru tespit etme ve yatırımları somut verilere dayanarak önceliklendirme imkanı sağladığına dikkat çekiyor. Çelet, enerji yönetim sistemleri, dijitalleşme projeleri ve kaynak verimliliği uygulamalarının orta ve uzun vadede operasyonel maliyetlerin azaltılmasına, üretim süreçlerinin daha verimli hale gelmesine ve kaynak kullanımının optimize edilmesine önemli katkı sağlayacağını söylüyor.
Sintek Group Sürdürülebilirlik Müdürü Önder Demirci ise ESG verilerinin dijital takibi ve sürdürülebilirlik stratejisinin kurumsal stratejiyle bütünleşmesinin program sürecindeki en önemli kazanımlardan biri olduğuna dikkat çekiyor. Demirci, Responsible sayesinde yaşadıkları dönüşüm için, ağır sanayii ve EPC projelerinin doğasında yer alan zaman baskısı, lokasyon farklılıkları ve tedarik zinciri lojistiği gibi kritik risk alanlarını yönetmelerinde kaldıraç görevi gördüğünü söylüyor.
Şölen CEO'su Erdoğan Çoban'a göre Responsible Programı, şirketin sürdürülebilirlik performansını somut verilerle değerlendirmesine ve gelişim alanlarını daha net görmesine imkan sağladı. Gaziantep fabrikasındaki çatı GES yatırımı, karanlık depo uygulaması ile verimlilik odaklı robot yatırımları sayesinde enerji kullanımını optimize eden şirket, tüm faaliyet alanlarında ve yatırımlarını planlarken sürdürülebilirliği esas alıyor.
Programın ticari sonuçları da görülmeye başlanmış durumda. TCK by Kıraç A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serkan Malçok, Responsible sonrasında Avrupa pazarındaki görünürlüklerinin arttığını, İtalya ve İspanya başta olmak üzere yeni müşterileri portföylerine dahil ettiklerini belirtiyor. Şirket, yıl sonunda ihracatın toplam ciro içindeki payının yüzde 48'e ulaşmasını bekliyor. Malçok, en büyük dönüşümü kurumsal bakış açılarında yaşadıklarını da ifade ediyor.
Responsible programı ve markası nedir?
Responsible, Yeşil Mutabakata uyum sağlamaya yönelik Ticaret Bakanlığı tarafından uygulanan danışmanlık destek programının adı. Türkçede 'sorumlu' anlamına geliyor. Destek kapsamında, sürdürülebilirlik parametrelerine göre belirli seviyenin üzerinde olduğu tespit edilen firmalar, danışmanlık desteğine ilaveten 'Responsible' etiketini kullanma hakkını kazanabiliyor. Şimdiye dek bu hak, programa başvuran 250'yi aşkın firmadan 44'üne verildi. Responsible markası, tüketicide ve üreticide sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yaratmayı da amaçlıyor. Responsible markası, firmanın sürdürülebilirlik parametrelerine göre belirli düzeyin üzerinde kapasite ve olgunluk seviyesinde olduğunu ifade ediyor. Program yalnızca imalatçı/ihracatçı firmalar için hazırlanmış bir mevzuat. Hizmet sektöründe faaliyet gösteren firmalar, hali hazırda bu destekten faydalanamıyor.
Eğitim, danışmanlık ve dijitalleşme desteği
Responsible Programı, firmaların sürdürülebilirlik dönüşümünü hızlandırmak ve özellikle AB Yeşil Mutabakatı ile uyumlarını güçlendirmek amacıyla eğitim, danışmanlık ve bilişim yatırımlarını destekleyen kapsamlı bir yapı sunuyor. Program üç temel destek alanına dayanıyor. İlk alan 'Uygulama Danışmanlığı'. Bu kapsamda karbon ve su ayak izi hesaplamaları, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi, atık yönetimi, sürdürülebilir ürün geliştirme, tedarik zincir sürdürülebilirliği, iş sağlığı ve güvenliği, insan hakları, kurumsal yönetişim, veri güvenliği ve AB sürdürülebilirlik mevzuatına uyum gibi başlıklarda danışmanlık hizmetleri destekleniyor. İkinci alan 'Sürdürülebilirlik ve Bilişim Danışmanlığı'. ERP sistemleri, yapay zeka uygulamaları, karar destek sistemleri, dijital ürün pasaportu, veri güvenliği çözümleri, tedarik zinciri yönetimi, üretim optimizasyonu ve endüstriyel dijitalleşme bu kapsamda yer alıyor. Üçüncü destek alanı ise 'Eğitim'. Firmaların sürdürülebilirlik raporlama kapasitesini geliştirmeye dönük eğitim programlarına katılım giderleri destekleniyor.
Serkan Malçok- TCK by Kıraç A.Ş Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Sertuğ Özkan- KPMG Türkiye Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Şirket Ortağı
En önemli boşluk: veri
Danışmanlık şirketlerinin gözlemlerine göre, şirketlerdeki en önemli boşluğun 'veri' olarak ortaya çıkması dikkat çekiyor. KPMG Türkiye Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Şirket Ortağı Sertuğ Özkan'a göre şirketlerde en büyük eksiklikler güvenilir veri altyapısı, sürdürülebilirlik yönetişiminin kurumsallaşması ve üst yönetim sahiplenmesi. ESG bir uyum başlığı olmanın ötesine geçmiş, tedarikçi seçiminden pazara erişime kadar rekabeti belirleyen stratejik bir kriter haline gelmiş durumda.
Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak ise, şirketlerin enerji ve karbon yönetiminde önemli mesafe kat ettiğini, ancak asıl zorlu alanın tedarik zinciri ve kurum kültürünün dönüşümü olduğunu söylüyor. Birbirinden farklı sektörlerde faaliyet gösteren ve sürdürülebilirlik açısından olgunluk seviyeleri farklı olan şirketlerin her birinin iyileştirilmeye açık farklı yönleri bulunduğuna dikkat çeken Kavak, genel bir küme yaklaşımı ile şu alanlarda ortaklaşma olduğunu söylüyor: "Sürdürülebilirlik yönetişim yapılarının kurulması ve işler kılınması, sürdürülebilirlikle ilgili temel göstergelerin dijital olarak takibi, enerji ve kaynak verimliliğine yönelik dijital uygulamaların kurumsal kaynak planlama sistemleriyle entegrasyonu, suyun verimli kullanımı, atıkların etkin yönetimi, fire miktarlarının azaltılarak kaynak verimliliğinin artırılması ve tedarik zincirinin sürdürülebilirlik perspektifiyle yönetilmesi."
Metsims Sürdürülebilirlik Müdürü Orhan Atacan ise şirketlerin en büyük eksiğinin veri izleme kapasitesi olduğuna dikkat çekiyor. Atacan, sürdürülebilirlik faaliyetlerinde iklim risklerini belirlemekten enerji verimliliğine, karbon ayak izi hesabından tedarik zinciri sürdürülebilirliğine kadar hemen her konunun düzenli izlenen veri ile yapılabilecek çalışmalar olduğuna dikkat çekiyor.
Mavi Yeşil Danışmanlık Genel Koordinatörü Makbule Çetin'e göre önümüzdeki dönemde karbon yönetimi, dijitalleşme ve sürdürülebilir tedarik zinciri alanlarında hazırlıklı olmayan şirketler müşteri kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacak. Çetin'e göre Responsible Programı kapsamında sahada edinilen deneyimler gösteriyor ki, gelecekte ihracatta başarıyı belirleyecek temel unsur ürün kalitesi veya fiyat rekabetinin yanı sıra şirketlerin sürdürülebilirlik performansını ölçebilmesi, yönetebilmesi ve kanıtlayabilmesi olacak.
S360 Sürdürülebilirlik Danışmanı ve Responsible Projeler Lideri Büşra Uçan da sürdürülebilirlik yönetiminin birçok şirkette hala bireysel çabalarla yürüdüğünü, dijital veri altyapısı ve karbonsuzlaşmanın ise dönüşümün en kritik başlıkları olduğunu vurguluyor. Uçan, program kapsamında çalıştıkları şirketlerde en sık karşılaştıkları boşluğun, sürdürülebilirlik yönetiminin henüz kurumsal bir sistem olarak değil, bireysel çabaların toplamı olarak işlemesi olduğunu söylüyor. Uçan'a göre pek çok şirkette iyi uygulamalar mevcut; ancak bu uygulamalar çoğunlukla belgelenmemiş, izlenmiyor veya raporlanmıyor. Karşılaştıkları ikinci yaygın boşluğun ise veri altyapısında kendini gösterdiğine dikkat çeken Uçan, "Enerji, su, atık ve karbon verilerinin sistematik biçimde toplanmadığı, farklı departmanlarda, birbiri ile konuşmayan Excel tablolarında tutulduğu ya da hiç kayıt altına alınmadığı durumlarla sıkça karşılaşıyoruz" diyor.
Dr. Kubilay Kavak- Escarus Genel Müdürü
Orhan Atacan- Metsims Sürdürülebilirlik Müdürü
Makbule Çetin- Mavi Yeşil Danışmanlık Genel Koordinatörü
Büşra Uça- S360 Sürdürülebilirlik Danışmanı ve Responsible Projeler Lideri
"Finansmana erişim önemli"
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan ise, Responsible Programı'nı, sanayinin geleceğine yön verecek stratejik bir adım olarak görüyor. Bahçıvan bu program sayesinde firmaların sürdürülebilirlik alanındaki mevcut durumlarını daha doğru analiz edebileceklerini, eksiklerini tespit ederek uluslararası standartlara uyum konusunda somut adımlar atabileceklerini vurguluyor. Bahçıvan, "Responsible Programı'nın yeşil dönüşüm konusunda sunduğu destekler, firmalarımızın mevcut müşterilerini korumalarına ve yeni pazarlarda daha güçlü bir konum elde etmelerine katkı sağlayacak. Bu süreç ülkemizin rekabetçiliği ve katma değerli büyümesi açısından önemli bir imkan" diyor. Özellikle ihracat odaklı ve büyük ölçekli firmalar başta olmak üzere, birçok sanayi kuruluşunun, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi politik gelişmeleri yakından takip ettiğine dikkat çeken Bahçıvan, bu süreçte Türkiye'deki şirketlerin karbonsuzlaşma hedeflerini belirlemeleri ve sürdürülebilir üretim uygulamalarına geçiş yapmalarının büyük önem taşıdığını vurguluyor. Ancak Bahçıvan'a göre, bu süreçte kalıcı sonuçlar elde edebilmek için yatırımlar kadar insan kaynağının da aynı hızda gelişmesi önem taşıyor. Birçok KOBİ'nin, sürdürülebilir üretim teknolojilerine geçişte yüksek yatırım maliyetleri, veri toplama ve raporlama altyapısının yetersizliği gibi engellerle karşılaştığına dikkat çeken Bahçıvan, "Önümüzdeki dönemde uygulamaya geçişi artırmak için finansmana erişim kolaylaşmalı, teknik rehberlik ve teknoloji yatırımları hızlanmalı" diyor.