Rekabetin Kodları Yeniden Yazılıyor
Bir zamanlar rekabet hukukunun odağında karteller, fiyat anlaşmaları ve birleşmeler yer alırken, artık algoritmalar, veri akışları, yapay zeka modelleri ve dijital platformlar var. Rekabet denetimi artık dijital ekonominin görünmeyen güç alanlarına yönelmiş durumda. Algoritmik fiyatlama sistemlerinden yapay zekanın kurduğu 'sessiz anlaşmalara', ödeme sistemlerinden mühendislik yazılımlarına kadar uzanan bu yeni dönemde, klasik denetim anlayışı artık yeterli de değil ve hızla değişiyor. Son yıllarda özellikle e-ticaret, ödeme sistemleri, yazılım, sağlık ve iş gücü piyasalarında yürütülen soruşturmalar, yalnızca şirketler arası rekabeti değil; verinin kontrolünü, pazara erişimi ve teknolojik bağımlılığı da kapsıyor.
Yapay zeka destekli denetim mekanizmalarından dijital platformlara, fintek rekabetinden sağlık sektörüne, iş gücü piyasalarından yazılım ekosistemine kadar uzanan yeni rekabet düzenini anlatan Rekabet Kurumu Başkanı Birol Küle, INBUSINESS'ın sorularını yanıtladı. Küle'ye göre artık geleneksel "Hangi pazarda faaliyet gösteriyorum?" sorusu anlamını yitirdi; devir, "Hangi veriye erişiyorum, hesaplama gücü kimin elinde toplanıyor, dev modelleri kim kontrol ediyor ve ekosistemde kime bağımlıyım?" devri…
Rekabet Kurumu'nun son dönemde dijital piyasalar, algoritmalar ve veri ekonomisine yönelik daha yoğun bir gündem oluşturduğunu görüyoruz. Türkiye'de rekabet hukukunun yeni dönemi nasıl şekilleniyor?
Yapay zekanın kullanım alanının genişlemesiyle birlikte, günümüzde artık seyahat, eğlence, perakende ve platform tabanlı hizmetler gibi sektörlerde, firmalar, fiyatlarını algoritmalarla belirliyor. Günümüzde teşebbüsler hem kural tabanlı algoritmaları hem de öğrenen algoritmaları fiyatlama süreçlerine entegre ederek çeşitli stratejiler geliştirebiliyor. Kural tabanlı algoritmalar genellikle otomatik fiyatlama gibi daha basit yapılırken; öğrenen algoritmalar 'algoritmik danışıklılık' gibi daha karmaşık ve riskli davranışlara yol açabiliyor. Kural tabanlı algoritmalarla oluşturulan otomatik fiyatlama sistemlerinde teşebbüsler, ürün ve hizmet fiyatlarını belirli bir referans fiyattaki değişimlere göre sürekli güncelleyebiliyor. Özellikle çevrimiçi platformlardaki ticari kullanıcılar tarafından tercih edilen bu yöntem, rakip fiyatlarına sabitleme ya da belirli marjlarla altına/üstüne konumlama stratejileriyle uygulanabiliyor. Her ne kadar kullanım oranı sınırlı olsa da bu uygulamalar, yaygınlaşmaları halinde belirli kategorilerde fiyatların sabitlenmesi veya artması riskleri doğuruyor. Bu kapsamda yürüttüğümüz bir soruşturma sonucunda geçen yıl e-ticaret sektöründe kapsayıcı nitelikte Trendyol ve Hepsiburada'dan buna benzer uygulamaların sonlandırılmasına yönelik taahhütler aldık. Dijital ortamlarda tüketicilerden elde edilen veriler ve yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişimi de rekabet hukuku perspektifinden yakından takip ediyoruz. Özellikle öğrenen algoritmaların rakip fiyatlarını otomatik olarak izlemesi ile bu fiyatlara uyum sağlayarak fiyat sabitleme eğilimi göstermesi, rekabete aykırı davranışlara yol açabiliyor. Bu tür davranışların insan faktörü ile müdahalesi olmaksızın ortaya çıkabilmesi ve klasik yöntemlerle tespit edilmesinin güç olması nedeniyle de daha gelişmiş önleyici ve tespit mekanizmalarının hayata geçirilmesi önem arz ediyor. Kısacası, rekabet otoritesi olarak yapay zekanın teşebbüslerin fiyatlama davranışlarında yarattığı dönüşümlerin yaratacağı olası rekabetçi endişelerin tespit edilmesi artık bir tercih değil zorunluluk haline geldi. Biz de tüm yönleriyle olası tüm senaryoları yakından takip ediyor ve teknik donanımımızı da güçlendirerek proaktif adımlara zemin hazırlıyoruz. Ayrıca insan kaynağımıza sürekli yatırım yapıyoruz ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un uygulanmasında etkinliğin artırılmasına yönelik çalışmalar çerçevesinde, yapay zekanın tahmin ve tespit kapasitesinden faydalanılmasının hedeflendiği 'Yapay Zeka ile Risk Tespiti Algoritmaları Projesi', 'Kamu İhalelerinde Risk Tespit Projesi' ve 'Algoritmik Danışıklılık Projesi' gibi çeşitli projeleri hayata geçiriyor ve meyvelerini alıyoruz. Bu alanda yalnızca uluslararası gelişmeleri izlemekle kalmadığımızı, esasen dünyada öncü rekabet otoritelerinden olduğumuzu belirtmek isterim.
'Yapay zeka rekabetin merceğinde' yaklaşımı iş dünyası açısından nasıl okunmalı? Yapay zeka çağında rekabet hukukunda hangi yeni başlıklar öne çıkacak?
Kurum olarak başlattığımız Yapay Zeka Ekosistemine Yönelik Sektör İncelemesi ile bu konuyu yalnızca bir 'teknoloji' meselesi olmaktan çıkardık. Bu alan artık piyasa gücünün, pazara giriş engellerinin ve dev ekosistemlerin kimin elinde kilitli kalacağının belirlendiği çok stratejik bir rekabet alanıdır. İş dünyasının içselleştirmesi gereken gerçek şu: Artık sadece yapay zekayı üreten devler değil; bu teknolojiyi kullanan, sistemlerine entegre eden, dağıtan veya ona sadece veri sağlayan her bir aktör bizim merceğimiz altında, çok daha sıkı bir denetime tabi olacak. Şirketlerin veri ve erişim politikalarını, algoritmaların nasıl karar aldığını ve ekosistem ilişkilerini rekabet hukuku perspektifiyle çok erken aşamada masaya yatırmaları, adeta kurum kültürlerine işlemeleri gerekiyor. Çünkü artık geleneksel "Hangi pazarda faaliyet gösteriyorum?" sorusu anlamını yitirdi; devir, "Hangi veriye erişiyorum, hesaplama gücü kimin elinde toplanıyor, dev modelleri kim kontrol ediyor ve ekosistemde kime bağımlıyım?" devridir. Gelelim yakın gelecekte masamızda göreceğimiz o en çetin başlıklara... Geleneksel ihlallerin yerini çok daha sessiz, derinden ilerleyen ve tespiti zor yeni stratejiler alıyor. Örneğin şirket yöneticilerinin buluşmasına gerek kalmadan algoritmaların kendi aralarında kurduğu o sessiz 'gizli anlaşmalar', yapay zekanın temel modellerinde gücün birkaç elde toplanması ve kapalı kaynak ile açık kaynak sistemler arasında yaşanan büyük rekabet savaşları artık bizim yeni cephelerimiz. Sadece bunlar da değil; bulut platformlarının dağıtım gücünü rakiplerini ezmek için kötüye kullanması, yapay zekanın o hassas 'ince ayar' aşamasında erişim yollarının kesilmesi, teknoloji devlerinin kendi ürünlerini kayırması veya ürünleri birbirine bağlaması gibi çok daha sofistike dosyalarla uğraşacağız. Ayrıca sözleşme yapmayı reddedenler, ağ etkileri ve devasa veri birikimleriyle pazarı kilitleyenler, kişisel verilerimizle rekabet üstünlüğü sağlayanlar ve birleşme ve devralmalar yoluyla pazarın altından yürütülen 'gizli yoğunlaşmalar' bu yeni teknoloji çağında bizim en çok ter dökeceğimiz, adaleti arayacağımız başlıklar olacak.
Yapay zekadan nasıl faydalanıyorsunuz?
Bu teknolojiden özellikle adli bilişim, veri analizi ve risk tespiti süreçlerinde yararlanıyoruz. Eskiden uzun zaman alan analizleri artık daha kısa sürede ve daha sistematik şekilde yapabiliyor, büyük veri setleri içinde dikkat çeken risk alanlarını daha erken görebiliyoruz. Yapay zeka desteğiyle yüzlerce sektörü eş zamanlı olarak izlememiz de mümkün. Böylece riskli alanları şikayet veya ihbar beklenmeden daha erken tespit edebiliyoruz. Kamu İhale Kurumu ile sürdürdüğümüz iş birliği de bu yaklaşımın bir ürünü. Bu kapsamda kamu ihale verilerinin yapay zeka destekli araçlarla düzenli biçimde analiz edilmesini ve olası danışıklı hareketlerin proaktif şekilde tespit edilmesini hedefliyoruz. Sonuç olarak teknolojinin bu denli yoğun kullanılması, Kurumun hem yerinde incelemelerde hem de dosya değerlendirmelerinde daha kapsamlı ve verimli çalışmasına katkı sağlıyor.
Kurum olarak en sık savaştığınız cepheler neler?
Dijital dünyanın kalbi veri ve algoritmalarla atıyor; evet bu bize kişiselleştirilmiş hizmetler ve verimlilik gibi harika şeyler sunuyor ama madalyonun karanlık bir yüzü de var. Şirketlerin tüketici verilerini onlara yeterli seçenek sunmadan işlemesi ya da pazarın tek hakimi olup kendi ürünlerini algoritmalarla öne çıkararak küçük rakiplerini dışlaması artık bizim en sık savaştığımız cepheler. Örneğin, Trendyol dosyasında, e-pazaryerinin algoritmalara gizlice müdahale ederek üçüncü taraf satıcıların verilerini kendi lehine nasıl kullandığını tespit ettik ve ağır yaptırımlarla birlikte davranışsal tedbirler getirdik. Yine Sahibinden-Otobid dosyasında, ilan pazarındaki gücüyle elde ettiği veriyi ikinci el araç piyasasını ele geçirmek için kullanmasına anında geçici tedbirle müdahale ettik. Tabi cephemiz bunlarla sınırlı değil. Kullanıcı verilerinin birleştirilmesine karşı verdiğimiz Facebook-WhatsApp dosyasındaki müdahalemiz, arka planda çalışan otonom sistemlerle fiyatların uyumlaştırıldığı Trendyol-Hepsiburada otomatik fiyatlandırma dosyaları ve kullanıcıların verilerini başka platformlara özgürce taşımasını engelleyen bir diğer Sahibinden dosyası da önemli kararlarımız arasında yer aldı. Biz, veri ve algoritmaların rekabeti zehirlediği her noktada çok daha dinamik ve doğrudan müdahaleci bir çizgi izliyoruz.
Mastercard ve Visa soruşturması, Türkiye'de ödeme sistemleri ve fintek ekosistemi açısından nasıl bir dönüm noktası?
Mastercard ve Visa hakkında yürütülen soruşturmalar, yalnızca iki küresel kart şemasına ilişkin incelemeler olmanın ötesinde Türkiye'de ödeme sistemleri altyapısının nasıl şekilleneceği, fintek girişimlerinin pazara erişimi ve yerli ödeme ekosisteminin gelişimi bakımından önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Halihazırda devam eden ikinci soruşturmada, Türkiye'de lisanslı ödeme kuruluşlarının yabancı ödeme hizmeti sağlayıcıları ile iş birliği yaparak geliştirdiği yeni nesil sınır ötesi ödeme modellerinin kart şeması kuralları nedeniyle engellenip engellenmediği değerlendiriliyor. Bu süreçler, ödeme sistemlerinde rekabetin yalnızca fiyat boyutundan ibaret olmadığını, altyapıya erişim, teknik standartlar, veri akışı, inovasyon kapasitesi ve yeni iş modellerinin gelişimi bakımından da kritik öneme sahip olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda TROY gibi yerli ödeme sistemlerinin, yerli ödeme kuruluşlarının ve fintek girişimlerinin daha rekabetçi bir ortamda gelişebilmesi açısından da önemli bir eşik oluşturuyor. Bu yönüyle soruşturmalar, Türkiye'de daha rekabetçi, yenilikçi ve kapsayıcı bir ödeme ekosisteminin güçlenmesine katkı sağlayabileceği gibi yerli ödeme sistemleri, ödeme kuruluşları ve fintek girişimlerinin küresel ölçekte daha güçlü oyuncular haline gelmesine de zemin hazırlayabilecek nitelikte.
Perakende ve teknoloji sektörlerinde fiyatlama stratejileri açısından yeni bir dönem başladığını söylemek mümkün mü?
Kesinlikle yepyeni ve çok daha karmaşık bir dönemin içindeyiz. Hepsiburada ve Trendyol dosyalarıyla şunu tüm sektöre gösterdik: Biz artık sadece raftaki fiyat etiketinin yüksekliğine değil, o fiyatın arka planda hangi yapay zeka oyunlarıyla ve nasıl bir mekanizmayla belirlendiğine bakıyoruz. Düşünün ki, otonom algoritmalar rakibin fiyatını saliseler içinde izliyor, saniyeler içinde otonom bir tepki veriyor. Ortada şirket yöneticilerinin oturduğu gizli bir anlaşma masası yok ama algoritmalar piyasayı birbirleriyle hiç iletişim kurmadan kusursuzca uyumlandırıyor. Özellikle e-ticaret platformlarının hem verinin sahibi hem de pazarın kurucusu olması bu riski çok daha tehlikeli boyuta taşıyor. Tabii bu madalyonun sadece dijital yüzü; işin bir de hepimizin mutfağına, cebine ve günlük hayatına doğrudan dokunan fiziksel perakende ile hızlı tüketim malları cephesi var. Geçmişte bu alandaki incelemeler daha dar bir çerçevede, yalnızca perakendecilerle sınırlı kalabiliyordu. Ancak biz burada da kuralları baştan yazdık ve 'bütüncül' bir yaklaşım benimseyerek sadece satıcıları değil; üreticiden rafa kadar tüm tedarik zincirini masaya yatırdık. Sütten yumurtaya, gazlı içecekten cipse kadar uzanan devasa bir yelpazede, son beş yılda bu sektörde 40'a yakın derinlemesine soruşturma gerçekleştirdik. Yaptığımız müdahaleler sonucunda bugün, o gizli fiyat birliktelikleri ve fiyat dikteleri gözle görülür şekilde kırıldı; sektör tam anlamıyla teyakkuz haline geçti. Yani özetle; biz bir yandan algoritmaların dijital dünyada saniyeler içinde kurduğu o sessiz oyunları bozarken, diğer yandan fiziksel rafların arkasındaki kartel bağlarını da tek tek yıkarak, fiyatlama stratejilerinde her iki cephede de yepyeni, adil ve şeffaf bir dönemin kapılarını araladık.
SolidWorks ve CAD yazılımlarıyla ilgili soruşturma, teknoloji ve mühendislik ekosisteminde önemli yankı uyandırdı. Yazılım sektöründe rekabet hukukunun kapsamı nasıl genişliyor?
Yazılım artık Türkiye ekonomisinin dijitalleşme serüveninde sadece destekleyici bir araç değil, doğrudan ana omurgasıdır. Bugüne kadar dijital pazar gücünün kötüye kullanılmasına karşı tarihi sınırlar çizdik; Google'ın Android mobil işletim sistemi üzerinden rakiplerini kısıtlamasına, Trendyol'un algoritmik müdahalelerle e-ticaret platformunda kendi ürünlerini haksızca öne çıkarmasına veya Obilet'in platform gücünü biletleme yazılımına bağlayarak pazarı rakiplerine daraltmasına asla geçit vermedik. Ancak SolidWorks ve CATIA soruşturması, müdahalemizi devlerin tek taraflı dayatmalarından çıkarıp teşebbüsler arası anlaşmalara doğru genişleten yepyeni bir safhadır. Bu yazılımlar bizim imalat sanayimizin kalbi olan KOBİ'lerimizin, mühendislerimizin tasarım yapabilmesi ve Ar-Ge üretebilmesi için hava gibi, su gibi mecburi endüstri standartlarıdır. Yazılım devlerinin ve bayilerinin kurdukları dikey ve yatay anlaşmalarla bu pazarı kilitlemesine, rekabeti boğmasına izin veremeyiz. Bu hamlemiz sadece rutin bir inceleme değil, Türkiye'nin teknoloji üreten mühendislik ekosistemimizi korumak için attığımız bir adımdır.
Rekabet Kurumu'nun iş gücü piyasalarına yönelik çalışmaları dikkat çekiyor. İnsan kaynağı artık rekabet hukukunun yeni alanlarından biri mi?
Günümüzün dijitalleşen ekonomik düzeninde; teknoloji, sağlık ve finans gibi kritik sektörlerde büyük yetenek havuzlarının oluştuğunu, esnek çalışan yeni emek sınıflarının ortaya çıktığını ve şirket karlılıkları ile işçi gelirleri arasında uçurum bulunduğunu görüyoruz. Keza son yıllarda küresel düzeyde yapılan çalışmalarda da işgücü piyasalarına ilişkin endişeler sıklıkla gündeme getiriliyor, emeğin toplam gelirden aldığı payda düşüş gözlemleniyor. Buna paralel olarak insan kaynağı alanı günümüzde daha fazla soruşturmaya konu oluyor, rekabet hukuku bağlamında daha görünür hale geliyor. Biz de bu endişeleri paylaşıyor ve işgücü piyasalarına ilişkin tespit ettiğimiz rekabetçi aksaklıkları kapsamlı şekilde araştırıyoruz. Rekabet Kurumu olarak son yıllarda hastane çalışanlarından bilişim firmalarına kadar çeşitli sektörlerde çok sayıda soruşturma yürüttük. Halihazırda da tersane, zirai ilaç, çimento, bankacılık, sigortacılık, bilişim sektörleri gibi oldukça farklı alanlarda farklı çalışan gruplarını ilgilendiren soruşturmalar yürütmeye devam ediyoruz.
Tıbbi cihaz ve sağlık sektörüne yönelik soruşturmalar dikkat çekiyor. Peki neden hassas?
Benim için bu sektör, sadece rakamların konuşulduğu sıradan bir endüstri değil; doğrudan insan yaşamına, en temel hakkımız olan sağlık hakkına dokunan, son derece stratejik bir cephe. Düşünün ki bu pazarda en büyük alıcılar SGK ve devlet hastaneleri gibi kamu kurumları. Dolayısıyla burada yaşanan rekabet ihlalleri veya yüksek fiyatlandırma stratejileri sadece şirketleri ilgilendiren ticari bir mesele olarak kalamaz; doğrudan kamu kaynaklarımızın erimesine ve devlet bütçemiz üzerinde altından kalkılması çok ağır maliyetlere neden olur. Bu pazarı bu kadar kırılgan kılan çok temel bir yapısal anomali var: Nihai tüketici olan hasta kullanılacak ilaca kendisi karar veremiyor, kararı hekim veriyor. Hasta mecburen fiyata karşı duyarsız kalmak zorunda. Hastanelerimiz açısından da durum farksız. Milyonluk bir tıbbi cihazı satın aldıklarında, kullanım ömrü boyunca yedek parça, onarım ve yazılım erişimi için üreticiye adeta 'kilitlenip' kalıyorlar. Bu kilitlenme etkisinin kullanılıp, bağımsız servislerin pazardan dışlanmaya çalışılması, bizim en çok mücadele ettiğimiz alanlardan biri. Başkanlığım boyunca en çok kafa yorduğum alanlardan biri ise, fikri mülkiyet haklarının arkasına sığınılarak oynanan 'patent oyunları' oldu. Elbette tıp dünyasında inovasyon çok değerli; devasa Ar-Ge yatırımları gerektiren yeni ilaçların patentle korunması sektörün ayakta kalması için şart. Fakat büyük ilaç şirketlerinin, sırf daha ucuz eşdeğer (jenerik) ilaçlar pazara girmesin diye patent otoritelerini yanıltmalarının, iç içe geçmiş patent kümeleri oluşturmalarının, stratejik davalarla rakiplerini yıpratmalarının önüne geçmemiz gerekiyor. Hatta rakip üreticilere pazara daha geç girmeleri için para ödemeleri bile söz konusu olabiliyor. Bunları çok yakından takip etmeye çalışıyoruz. Bizim görevimiz patenti yok saymak değil, bu hakkın eşdeğer ilaçların yolunu kesen, rekabeti bozan bir silaha dönüştürülmesini engellemek. Tüm bu tablonun bir diğer yüzü de 'Öldürücü devralmalar'. Büyük şirketler, ileride kendi tahtlarını sarsabilecek devrim niteliğinde tedaviler geliştiren küçücük biyoteknoloji girişimlerini sırf o projeleri öldürmek için satın alabiliyorlar. Tüm bu karmaşık ticari mücadelenin faturasını ise tedaviye muhtaç olan hastalarımız ödemek zorunda kalabilir. Pandemi ve deprem gibi en çaresiz olduğumuz anlarda bile karşılaşabiliyoruz bu durumlarla. İşte tam da bu yüzden biz olaylara sadece bir 'rekabet ihlali' gözüyle bakamayız; bizim buradaki varlığımız, toplumun kırılgan kesimlerinin adalete, sağlığa ve şifaya erişimini koruma mücadelesi.
En çok şikayet alan sektörler hangileri?
En çok şikayet alan ve soruşturma yürütülen sektör her zaman gıda sektörü oldu. Onu kimya ve inşaat sektörleri takip ediyor.