İlacın babayiğidi

03:32 - 12.08.2025, Salı

Türkiye merkezli biyoteknoloji girişimi TrustlIfe, dört yılda sekiz yıllık Ar-Ge ilerlemesi kaydederek, 14 molekül üzerinde yürüttüğü çalışmalardan üçünü, bu yıl sonunda Faz 1 insan denemelerine taşımaya hazırlanıyor. Prostat kanseri, AlzheImer ve kas erimesine yönelik bu üç ilaç adayı, şirketin uluslararası arenada değerini hızla artıracak potansiyele sahip. TrustlIfe Kurucusu ve CEO’su Bülent Denkdemir, şirketin 2024 sonu değerlemesİnin 100 milyon dolara yaklaştığını ve kritik Faz 1 eşiği geçildiğinde bu rakamın 300 milyon doları aşmasını beklediğini söylüyor. Fatoş Bozkuş / Fotoğraflar: Kutup Dalgakıran

Türkiye son yıllarda stratejik sektörlerde attığı adımlarla dikkat çekiyor. Otomotiv, savunma sanayii gibi alanlar; yalnızca ekonomik büyüme değil, aynı zamanda teknoloji transferi, ihracat potansiyeli ve ulusal bağımsızlık açısından da kritik önemde. Togg, bu vizyonun en görünür başarı örneklerinden biri. Sadece bir otomobil projesi değil; batarya teknolojisinden yazılıma kadar birçok alanda yerli ekosistemi besleyen bir dönüşüm hamlesi. Togg'un ticarileşmesi, Türkiye'nin yüksek teknolojiye dayalı üretimde küresel ölçekte söz sahibi olabileceğini kanıtladı. Aynı ivme, savunma sanayiinde de görülüyor. İnsansız hava araçları ve milli sistemlerdeki gelişmeler, hem güvenlik hem de ihracat geliri açısından stratejik değer taşıyor. Şimdi benzer bir atılım, sağlık alanında hedefleniyor. Bülent Denkdemir'in başı çektiği yatırımcılar tarafından 2021 yılında kurulan Trustlife Ventures'ta, 4 yıldır sessiz sedasız ilk yerli ve yenilikçi ilaç moleküllerini geliştirmek için çalışılıyor. Denkdemir'in hedefi bu alanda da dışa bağımlılığı azaltmak, küresel ilaç pazarında Türkiye'nin rekabet gücünü artırmak ve yüksek katma değerli ihracat kapısını aralamak. Hedefe ulaşıldığında bu sadece bir Ar-Ge başarısı olmayacak, Türkiye'nin küresel değer zincirinde daha üst basamaklara çıkmasında da önemli bir hamle olacak. Dahası yerli ilaç üretimi, ekonomide teknoloji tabanlı büyümenin ve stratejik bağımsızlığın yeni ayağı olarak kritik bir rol oynayacak.

Bugün Trustlife bünyesinde 14 farklı hastalık için 14 farklı molekül üzerinde çalışılıyor. Bu yıl bitmeden de prostat kanseri, Alzheimer ve kas erimesinin tedavisinde kullanılacak üç ilaç molekülünde Faz-1 aşamasına gelinmesi hedefleniyor. Bülent Denkdemir'in orta ve uzun vadede oldukça iddialı hedefleri var. O, 2026'dan başlayarak her yıl 2 veya 3 ilaç adayının Faz-1'e başlaması, 2-3 ilaç adayının Faz-1'i bitirmesi, 2-3 ilaç adayının ise Faz- 2'yi bitirmesi gibi sürekli ilerleyen bir yapı oluşturmak istiyor. Uzun vadeli hedefini ise şu cümlelerle anlatıyor:

"Uzun vadede 10 yılda Türkiye ve dünyada dünya borsalarına açılmış olan binlerce hissedarı, yatırımcısı paydaşı olan bir şirkete dönüşme hedefimiz var. Tabii dünyada ses getirmiş 10 tane ilacı olan, pipeline'ında da her yıl imalatı devam eden bir Trustlife hayal edelim. Şirket değeri de 10 yıl sonra bunları yaparsak herhalde 50 milyar doların üstünde olur."

INBUSINESS olarak Trustlife Kurucusu ve CEO'su Bülent Denkdemir ile Türkiye'nin ilk milli ilaç AR-GE platformunun nasıl kurulduğunu, yapay zeka destekli ilaç geliştirme süreçlerini ve şirketin gelecek vizyonunu konuştuk.

Türkiye'nin önemli şirketlerinin lider koltuğunda otururken, ilk yerli ve yenilikçi ilaç molekülü geliştirmek için yatırım yapmak nasıl aklınıza geldi? Çünkü Türkiye'nin önde gelen ilaç şirketleri bile bunu henüz yapamadı…

Bunu kendimi tanıtarak anlatmak isterim. Ben eczacı bir annenin çocuğuyum. Her ne kadar iş hayatına yönetim danışmanı olarak başlasam da 2002'den itibaren ilaç dağıtım sektöründe faaliyet gösteren Hedef Alliance'da çeşitli üst düzey görevlerde bulundum. 2005-2013 yılları arasında Hedef Alliance Türkiye'nin CEO'suydum. Ardından 2014- 2021 yılları arasında BMC Otomotiv ve Savunma Sanayi AŞ'de CEO'luk yaptım. Bu süreçte TOGG'un kuruluşunda da yer alarak yönetim kurulu üyeliği yaptım. 45 yaşına geldiğimde ise farklı bir iş yapmak istedim. "Ne yapmalıyım?" diye düşünürken de sağlık alanındaki tecrübem, BMC yıllarındaki milli Ar-GE deneyimim ve TOGG'un sıfırdan tasarlanmasının verdiği haz bir araya geldi ve sağlık sektöründe Ar-Ge odaklı bir iş yapma fikri ortaya çıktı. Niyete girince de algıda seçicilik oluyor. Dünyada neler yapılıyor baktım ve karşıma bilim ekibinin eş başkanlığını yapan, yol arkadaşımız Profesör Adil Mardinoğlu çıktı. Sistem biyolojisi üzerine çalışan Adil Hoca'yla bu işi konuşurken yolumuz bilim ekibimizin eş başkanı Hasan Türkez ile kesişti. O da Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı. Ve bu iki bilim insanıyla insan datası kullanarak ilaç Ar-Ge'si yapmak üzere yola çıktık.

Oldukça cesur bir hareket. Çünkü ilaç Ar-Ge'si yapmak oldukça maliyetli. Türkiye'deki ilaç sanayicilerinin yapamadığını başarabileceğinizi size ne düşündürttü?

Dünyada ilaç sektörünün yıllık tüketim büyüklüğü yaklaşık 2 trilyon dolar. Bunun içinde vitamin vesaire yok. Yani sadece ilacın büyüklüğü 2 trilyon dolar. Dünyada ilacın Ar-Ge'sine yani derde derman olmak için yeni ilaçlar bulmaya ayrılan bütçe de yaklaşık yıllık 300 milyar dolar. Dünyadaki ortalama bir insanın 2010 yılında günde yuttuğu hap yani tablet sayısı 2.3, bugün ise 3.4. Artışın nedeni insan ömrünün uzaması ve ilaç çeşitliliğinin artıyor olması. Yani sektör çok büyük ve fırsatların olduğu bir alan. Hastaya fazla bir nefes aldırmanın verdiği manevi tatmin ve sorumluluk da cabası. Türkiye'ye dönersek daha enteresan bir tablo ortaya çıkıyor. Ülkemiz 85 milyon nüfusa sahip ve yaş ortalaması 34. Üniversite sayısı 210, tıp fakültesi sayısı 120, eczacılık bölümü sayısı 70, kimya bölümü sayısı 70. Ve fakat bu tablodan çıkan 102 yıllık cumhuriyet tarihinde bir tane dahi orijinal patenti, Türkiye'de olan Ar-Ge'si burada yapılmış dünyaya açılmış ilaç molekülümüz yok. Halbuki Türkiye ilaç sektörü çok güçlü bir sektör. Yılda ülkemizde yaklaşık 3 milyar kutu ilaç üretimi ve 3 milyar kutu tüketim var. Türkiye'nin 15-20 tane büyük ilaç firması var. Olağanüstü kaliteli üretim tesisleri var. Dünyada onlarca ülkeye ihracat yapabiliyorlar. Ayrıca dünyadaki 100 tane büyük ilaç firmasının çoğu Türkiye'de aktif. Çoğunun da Türkiye'de üretim tesisi var. Bence onlar başaramamış değiller, denememişler. İş modelleri farklı ve Ar-Ge her zaman risklidir. Ben 45 yaşıma geldiğimde dünyaya ayak izi bırakmak için herkesin yaptığını tekrar etmemek istedim. Ve 6 ortak birikimimizi ortaya koyarak şirketi 2021'de kurduk.

Peki 4 yılda neler yaptınız bu alanda?

Tabii ilk önce finansman arayışına girdik. Ve bugüne kadar 25 milyon dolar finansman bulduk. Bunun yaklaşık yüzde 20'sini biz 6 ortak koyduk. Yüzde 80'ini ise bu ülkenin kıymetli kurumsal veya bireysel yatırımcılarından geldir. Turkiye Sigorta, Alkima, Ziraat Portföy, Türk Telekom, Akportföy, Aztek Teknoloji ve birçok ilave farklı değerli kurum yatırımcılarımız arasında. Önce bir yatırım fonu kurduk. Biz ve tüm bu kurumlar fon üzerinden şirkete yatırım yapıyoruz. 80'nin üzerinde yatırımcısı var Trustlife'ın. Kolektif parayla ve kolektif bilimle kurulmuş bir milli ilaç Ar-Ge şirketiyiz.

İlaç molekülü çalışmalarınız ne aşamada?

Bizim şu anda bünyemizde yürüyen 14 farklı hastalığa yönelik 14 farklı ilaç adayı çalışması var. Bunların bazılarının bütün hakları Trustlife'a ait. Bazılarında ise Türkiye'nin 20'ye yakın çok kıymetli bilim insanının projesi ve biz ortak olduk ona. Biz TÜBİTAK gibi 2-3 yılda bir proje çağrısı açıyoruz. Aklımıza yatan projelere hissedar olup yatırım yapıyoruz. Kısacası Trustif bir milli ilaç Ar-Ge platformu. Bugün Türkiye'de 20'ye yakın bilim insanıyla proje ortaklığımız var.

Siz güzel bir iş modeli yaratmışsınız. Bilim insanları, yatırımcılar ve sizin yönetim tecrübeniz…

İlacı geliştirmek kolay bir şey değil. Dört sac ayağının bir araya getirilmesi önemliydi. Bilim, finansman, yönetim tecrübesi ve altyapı.

Altyapı konusuna değinmediniz. O alanda neler yaptınız?

İlaçta preklinik çalışmalarını dışarıda yaptırdığınızda iş yavaşlıyor. O nedenle Ataşehir'de kendi Ar-Ge merkezimizi kurduk. 80 kişilik bir ekip çalışıyor orada. Bunların 60'ı 11 farklı milletten bilim insanları. Ar-Ge merkezimiz de 2 bin metrekarelik kapalı alana sahip. Bir de Londra'da bizim yapay zeka ve biyoinformatik ekibimiz var. Kings College'la bilimsel iş birliği içerisinde çalışıyoruz.

14 farklı molekül üzerinde çalıştığınızı söylediniz. Hangi aşamada bunlar?

4 yılda çok tempolu bir şekilde belki de 8 yıllık ilerleme gerçekleştirdik. 3 ilaç adayımız bu sene sonunda Faz 1 insan klinik çalışmalarına başlayacak. Şöyle bir bilgi paylaşayım; dünyada özellikle onkoloji yani kanser alanında yani Faz 1'in kapısına gelmiş ve Faz 1'i başlayan bir molekül 50 milyon doların üzerinde ortalama finansal değer görür. Faz 1'i bitirmiş, başarılı tamamlamış bir kanser ilaç adayı ise 150 milyon doların üzerinde değer görür dünyada. Ama şu anda bizim derdimiz önce başarmak, ekonomik gelirler başarı ile zaten gelecektir.

Bu üç ilaç hangi hastalıklara yönelik?

Prostat kanseri, Alzheimer ve kas erimesi. Sabah bizi uyandıran en büyük heyecan. Üçü de çok önemli.

Orta ve uzun vadeli hedefleriniz neler?

Şu anda şirketin iki varlığı var; biri insan datasına bağlı Ar-Ge platformunun kendisi, diğeri ise bu platformun geliştirdiği her bir ilaç adayı. Diğer tarafta ise her yıl 2026'dan başlayarak 2 veya 3 ilaç adayımızın faz 1'e başlaması, 2-3 ilaç adayımızın faz 1'i bitirmesi, 2-3 ilaç adayının faz 2'yi bitirmesi gibi her yıl sürekli ilerleyen bir yapı kurmaya çalışıyoruz.

Peki faz 3 çalışmalarını nasıl yapacaksınız?

O çok sofistike bir süreç. Dünyada çok sayıda ülkede bin kişiyle yapılması isteniyor. İleriki süreçler olan üretim, satış ve pazarlamada farklı uzmanlıklar gerektiriyor. İşte bu noktaya gelindiğinde tercihen ülkemizin büyük ilaç şirketleriyle iş birliği yaparak ilerlemek istiyoruz. Onlar ilgilenmezse de dünyadaki büyük ilaç firmalarıyla iş birliği yapacak imkanları da çok rahatlıkla kurarız diye düşünüyorum. Yani tamamen satmak değil birlikte yapmak.

Aslında siz ilaç şirketlerinin rakibi değilsiniz...

Biz çok hızlı çevik çalışan, data yönetimi konusunda insan datasıyla son derece yenilikçi, kendi Ar-Ge merkezi olan, Türkiye'de olması hasebiyle maliyet etkin, çok güçlü bir ilaç Ar-Ge platformuyuz. Onların rakibi değiliz. Belli aşamada onlarla beraber yürümeye hazır, güçlü bir partneriz. Uzun vadede ise 10 yılda Türkiye ve dünyada dünya borsalarına açılmış olan binlerce hissedarı, yatırımcısı paydaşı olan bir şirkete dönüşme hedefimiz var. Tabii dünyada ses getirmiş 10 tane ilacı olan, pipeline'ında da her yıl imalatı devam eden bir Trustlife hayal edelim. Şirket değerini de bunları yaparsak herhalde 50 milyar doların üstünde olur.

Türkiye maliyet etkinliği açısından dünyadaki iyi örneklerden biri olsa da 14 ayrı projeyi eş zamanlı koşturmak çok ciddi bir gayret gerektiriyor değil mi?

Ekip olarak gece gündüz temposunda mesai yapıyoruz, bundan yana hiçbir şikayetimiz yok. Allah'a şükür yatırımcılarımız bize güveniyor. Olumlu gidişatı ortaya koyabiliyoruz. Dolayısıyla harcanan paralar tuğla üstüne tuğla koyarak bizi ileriye taşıyor aslında. Ama eşik dediğimiz nokta faz 1'e girdiğimiz gündür. Birinci eşik. İkinci eşik Faz 1'den çıktığımız gündür. Bu iki eşik geçildiğinde ben size o gün Trustlife artık ülkemizden çıkan önemli bir dünya şirketi olma yolundadır diyebilirim.

RAKAMLARLA TRUSTLIFE

l Kuruluş yılı: 2021

l Çalışan sayısı: 80

l Bilim insanı oranı: %75

l Kadın araştırmacı oranı: %60

l Uluslararası ekip: 11 milletten bilim insanı

l Ar-Ge merkezi: 2.000 m² kapalı alan, Ataşehir

l Proje sayısı: 14 moleküler ilaç adayı

l Yatırım: 25 milyon dolar üzerinde fon sağlandı

4 yılda çok tempolu bir şekilde, belki de 8 yıllık ilerleme gerçekleştirdik. 3 ilaç adayımız bu sene sonunda Faz- 1 insan klinik çalışmalarına başlayacak.

Bizim şu anda bünyemizde yürüyen

14 farklı

hastalığa

yönelik 14 farklı ilaç adayı çalışması var.

TrustlIfe'ın Gelecek Hedefleri

l Her yıl 2-3 ilaç adayını Faz-1 aşamasına taşımak

l 2026 itibarıyla toplam 10 başarılı ilaç molekülü

l Büyük ilaç firmalarıyla global ortaklıklar kurmak

l 2030 itibarıyla 50 milyar dolar değerinde bir biyoteknoloji şirketine dönüşmek

Bu yılın başında şirketin değeri 60 milyon dolar civarındaydı. Bu sene sonu değerimiz herhalde 90- 100 milyon dolar civarı olur. Ama bu iki eşiği geçtiğimizde

ben size

2026'nın

sonunda biz 300 milyon dolarlık

bir dünya şirketiyiz diyeceğim noktaya gelmiş olur.

3 kez silip yeniden yazdı

Bülent Denkdemir yakın zamanda piyasaya çıkan kitabıyla kariyerindeki dönüm noktalarını gençlerle paylaşmayı amaçlıyor. Denkdemir, yazımı üç yıl süren ve 3 kez tamamen silip yeniden yazdığını söylediği kitabı ve yazım süreciyle ilgili şunları anlatıyor:

"Ben iş hayatında edindiğim deneyim sadece benim beynimde kalmasın, genç yönetici arkadaşlarımla paylaşayım diye yola çıktım. Zaten otobiyografi okumayı da çok severim. Akın Öngör ve Cem Kozlu'nun yönetim üzerine yazdığı kitaplar bana ilham oldu. Hatta kitabı yazmadan tekrar okudum onları. 20 yıllık e postalarıma geri dönüp baktım. Her mail bir anıyı hatırlattı. İlk önce daha farklı bir tarzda yazdım, ama beğenmeyip 3 kez tamamen sildim. Sonra konuşur gibi samimi bir dille yazmaya karar verdim. Haftada bir 3-4 saatimi ayırarak yazdım. Önce bölümleri belirledim. Doğan Kitap'tan çıktı kitabım, ama editörlüğümü Skala Yayıncılık'ın sahibi Canan Feyyat yaptı. Güzel dönüşler alıyorum. Eylül'den itibaren üniversitelerin kariyer günlerine katılıp gençlerle daha fazla bir araya gelmek istiyorum."

BİZE ULAŞIN