Finansal Savunma Dönemi

YAZIAYFER ARSLAN 12:34 - 17.06.2026, Çarşamba

Orta doğu'daki jeopolitik belirsizlikler piyasaları alt üst ederken, yüksek getiri arayışı yerini sermaye koruma eğilimine bıraktı. Mevcut tabloyu, piyasalarda kısa vadede 'düzeltme', orta vadede ise 'rejim değişikliği' olarak yorumlayan uzmanlar, yeni finansal düzenin daha karmaşık ve risk duyarlılığı içeren bir evreye dönüştüğü görüşünde.

ABD ve İran arasındaki ateşkes ile başlayan ve diplomatik görüşmeler ile devam eden barış umudu, Orta Doğu'daki gerilimi kısmen azaltsa da belirsizlikler ve riskler tam anlamıyla ortadan kalkmış değil. ABD, İsrail ve İran'dan sürece ilişkin gelen her haber ve açıklama piyasalarda volatiliteyi artırırken, savaş ve barış arasındaki belirsizlik, yatırımcı eğilimlerini de etkiliyor. Mevcut konjonktürde 'güvenli liman' algısına ilişkin tüm ezberler bozulurken, küresel finansal düzen daha karmaşık, daha az öngörülebilir ve daha fazla risk duyarlılığı içeren yeni bir evreye dönüşüyor.

Savaşın ilk haftalarına kıyasla pay ve emtia piyasalarında toparlanma görülse de jeopolitik riskler ve belirsizlikler nedeniyle kafalardaki soru işaretleri halen devam ediyor. Üstelik bu savaşın sonucu ne olursa olsun etkilerinin aylarca devam edeceği de bilinen bir gerçek. Peki, son dönemde yatırımcı alışkanlıklarında nasıl değişimler gözleniyor? Altın güvenli liman özelliğini yitirdi mi? İçinde bulunduğumuz ortamda hangi enstrüman 'güvenli liman' olarak tercih ediliyor? Pay piyasalarındaki beklentiler neler? Bugün gördüğümüz tablo geçici bir düzeltme mi, yoksa yeni bir finansal düzenin başlangıcı mı?

Piyasalarda konuşulan olumlu-olumsuz senaryolar ışığında yıl sonu beklentileri neler?
İşte, bütün bu soruları aracı kurum ve portföy yönetim şirketlerinin üst düzey yöneticileri ve ekonomistlere yönelttik. Uzmanlara göre, jeopolitik riskler doğal olarak yatırımcı davranışlarına da yansıyor. Normal koşullarda getiri odaklı hareket eden piyasa katılımcıları, belirsizlik arttığında sermaye koruma refleksi ile riskli varlıklardan çıkıp, daha likit ve daha güvenli enstrümanlara yöneliyor.

Yatırımcılar Temkinli

İş Portföy Başekonomisti Hande Şekerci'ye göre, jeopolitik gerilimler nedeniyle belirsizliğin artması yatırımcıların karar alma süreçlerini zorlaştırarak uzun vadeli yatırımların ertelenmesine, hatta küresel merkez bankalarının dahi para politikası kararları hakkında bekle-gör stratejisini benimsemesine yol açabiliyor. Risk primlerinin artmasıyla borçlanma maliyetleri yükseliyor ve finansmana erişimin zorlaşması, varlık değerlemeleri üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor.
Coface Türkiye ve Orta Doğu Ekonomisti Seltem İyigün de jeopolitik tansiyonun yükseldiği dönemlerde yatırımcıların risk algısının keskinleştiğine işaret ederek, "Normalde riskli dönemlerde sermaye, öngörülebilirliği daha yüksek olan gelişmiş ülke tahvilleri, altın, rezerv para birimlerine yöneliyor. Ancak mevcut dönemde bu varlıkların değerlerinin de düştüğünü gözlemliyoruz. Enflasyon hala tam kontrol altına alınmış değil, dolayısıyla merkez bankalarının jeopolitik gerilim karşısında koruyucu bir refleksle hemen genişlemeye, yani faiz indirimlerine gitmesi beklenmiyor" diyor.
İyigün'e göre, jeopolitik riskler yatırımcıları daha temkinli, daha seçici ve daha stratejik olmaya zorluyor. Bu da yatırım dünyasında kısa vadeli dalgalanmaların ötesinde, uzun vadeli davranış değişimlerine yol açıyor.

Sürü Psikolojisi Etkili

ING Yatırım Genel Müdürü Murat Yılmaz, küresel piyasalarda jeopolitik risklerin arttığı dönemlerde yatırımcıların yüksek belirsizlik nedeniyle likit kalma isteğine dikkat çekiyor. Risk duyarlılığı ve temkinli davranma eğilimi artan yatırımcıların, likit kalmaya, pozisyonlarını hızlı değiştirebilecekleri esnekliğe sahip olmaya ve vadesi kısa olan yatırım araçlarına odaklandığı gözleniyor. Böyle zamanlarda genel olarak uzun vadeli yatırım kararlarının ertelendiğini belirten Yılmaz, "Bunun yanı sıra, tek yatırım aracına, bölgeye veya hikayeye dayalı yatırımların riskli olduğunu düşünen yatırımcıların, portföylerini çeşitlendirme ihtiyacının belirginleştiği görülüyor. Bu nedenle böyle dönemlerde, 'yüksek getiri arayışı' yerini 'sermayeyi koruma eğilimi'ne bırakıyor. Yatırımcıların daha yüksek bir risk farkındalığıyla daha seçici ve temkinli olmayı tercih ettiği görülüyor" diyor.
Tera Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Emir Münir Sarpyener de jeopolitik risk ortamında yatırımcıların hisse senedi gibi riskli varlıklardan kaçarken, nakit talebinin de arttığına dikkat çekiyor. Bu gibi dönemlerde "Yarın ne olacak?" psikolojisinin öne çıkmasına bağlı olarak bireysel yatırımcıların yatırım ufku kısalırken, kurumsal yatırımcılarda korunma (hedge) süreleri uzuyor. Sarpyener, özellikle belirsizlik dönemlerinde sürü psikolojisi ve aşırı tepki mekanizmalarının, piyasa fiyatlamalarının olması gereken değerlerden geçici olarak sapmasına yol açabildiğini ileri sürüyor.

GCM Yatırım Genel Müdürü Alper Nergiz, mevcut konjonktürde hedge ihtiyacının artmasıyla birlikte döviz, altın ve türev ürünler üzerinden risk yönetiminin daha fazla önem kazandığı görüşünde.

Altında Algı Değişiyor Mu?

Peki, altın artık güvenli liman özelliğini yitirdi mi? Uzmanlar, fiyatlarda dalgalanmalar olsa da altının geleneksel olarak 'güvenli liman' algısının devam edeceğini savunuyor. Altında 'otomatik kriz hedge' algısının zayıfladığına işaret eden Emir Münir Sarpyener, şu tespitte bulunuyor: "Risk ve belirsizliklerin ağır bastığı dönemlerde yatırımcılar; zarar yazan hisseleri kurtarmak veya teminat tamamlamak için en likit ve karlı varlıklarını satıyor. Ayrıca merkez bankalarının likidite ihtiyacının artması da altın satışlarını hızlandıran faktörler arasında. Dolayısıyla 2025-2026 rallisinde çok prim yapan varlıkların başında altın geldiği için, satış baskısı ilk olarak orada görüldü. Özellikle son iki yılda merkez bankası alımları, ETF girişleri ve bireysel yatırımcı ilgisiyle altın sadece koruma aracı değil, aynı zamanda bir trend ve momentum varlığına dönüştü. Bu nedenle altının kısa vadede klasik hedge etkisinden ziyade, 'hikaye fiyatlaması' yapmasının etkisini de belirtebiliriz."

Alper Nergiz de altının henüz 'güvenli liman' özelliğini kaybetmediğini vurgulayarak, "Ancak tek başına kriz dönemlerinin otomatik kazananı olarak değerlendirilmemeli" diyor. Kuveyt Türk Yatırım Araştırma Direktörü Dr. Kutay Gözgör'e göre ise altının günümüzde portföylerde bulunma nedeni biraz şekil değiştiriyor. Eskiden daha çok enflasyona karşı bir koruma aracı olarak öne çıkarken, günümüzde rezerv para sistemlerine yönelik alternatif arayışlarının ve para birimlerindeki dalgalanmaların bir yansıması olarak da değerlendirilebiliyor. Görece yüksek sayılabilecek faiz ortamlarında bile altının zaman zaman gösterdiği direnç, onun sadece güvenli bir liman değil, aynı zamanda stratejik bir çeşitlendirme aracı olarak da görülebileceğine işaret ediyor. Gözgör, bu nedenle, altının kırılganlaşma ihtimali olan dönemlerde portföylerde dengeleyici bir unsur olarak yer bulmaya devam edeceğine inanıyor.

Riskten Kaçış Eğilimi

Peki, küresel fonlar hangi varlıklardan çıkıp, nereye yöneliyor? İş Portföy Pazarlama Bölüm Müdürü Can İşözen, yılbaşından bu yana fon akımlarında gelişmekte olan ülkelere, özellikle hisse senedi piyasalarına yönelik güçlü bir giriş olduğunu gözlemlediklerini belirterek, şunları ekliyor: "Şubat ayı ortasından itibaren Orta Doğu'daki yüksek tansiyonlu gündemin etkisiyle güvenli liman arayışı ön plana çıktı. Bu dönemde yatırımcıların daha çok para piyasası araçlarında konumlanarak piyasayı daha net okumaya çalıştıklarını görüyoruz."

Nergiz de küresel fon akımlarında topyekün bir çıkıştan ziyade seçici bir rotasyonun dikkat çektiğini dile getiriyor. Riskten kaçış eğilimiyle birlikte ABD tahvilleri ve para piyasası fonları gibi güvenli liman niteliğindeki enstrümanlara yönelim öne çıkarken, risk iştahı tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle teknoloji ve yapay zeka temalı hisseler gibi belirli temalar üzerinden risk alma eğilimi devam ediyor. Altın ise portföylerde hedge amacıyla yer bulurken, gelişen piyasalara yönelik girişler ülke ve hikaye bazlı ayrışmalar üzerinden şekilleniyor.
Colendi Menkul Araştırma Uzmanı İbrahim Şişman da gıda ve enerji temalı emtia fonlarına olan ilginin korunma amacıyla yoğunlaştığını belirtiyor.

Dengeli Portföy Dağılımı

Savaşın ilk haftalarında sert satışlarla karşılaşan pay piyasalarında ise dalga boyunun kısmen de olsa azaldığı gözleniyor. İş Portföy Hisse Senedi Portföy Yönetimi Bölüm Müdürü Oğuz Ayhan'a göre, son dönemde küresel piyasalarda gözlenen oynaklık önemli ölçüde azaldı. Artan risk iştahı ile birlikte hisse senedi piyasalarında daha güçlü ve genele yayılan bir toparlanma öne çıkarken, Borsa İstanbul'da da bu eğilimin belirgin şekilde yansıma bulduğu izleniyor. Mevcut görünüm, kısa vadede daha dengeli ve pozitif bir piyasa ortamına işaret ediyor. Piyasalarda gözlenen dalgalanmanın büyük ölçüde geride kaldığını ve daha yapıcı bir görünümün öne çıktığı bir döneme girildiğini belirten Ayhan, "Temel dinamikleri güçlü ve görece geri kalmış sektörlerde orta vadeli getiri potansiyeli korunmakla birlikte, jeopolitik sürecin henüz nihai bir çözüme ulaşmadığı göz önünde bulundurularak, dengeli portföy dağılımı ve disiplinli risk yönetimi yaklaşımının sürdürülmesi uygun olacaktır" diyor.

Alper Nergiz ise faizlerin yüksek seyrettiği, likiditenin sınırlı kaldığı ve jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığı bir ortamda piyasalarda pozitif iştah beklemenin gerçekçi olmadığını savunuyor. Bu dönemde geniş tabanlı yükselişlerden ziyade seçici hareketlerin öne çıkmasını olası görüyor. Nergiz, sektörel bazda ise gelecekteki olası faiz indirim beklentilerine duyarlı bankacılık ve gayrimenkul sektörlerinin, döviz geliri yüksek ihracatçı şirketler ile nakit akışı güçlü ve defansif özellik taşıyan sektörlerin öne çıkabileceğini belirterek, piyasanın hikaye bazlı ayrışmaların daha belirgin olduğu bir yapıya evrildiğini ifade ediyor.

Merkez Bankaları Temkinli

Merkez bankaları faiz politikalarına ilişkin öngörülere gelince, uzmanlar küresel ölçekte merkez bankalarının faiz politikalarını belirleyen ana unsurun enflasyonun seyri ve büyüme dinamikleri olduğunu belirtiyor. Özellikle ABD başta olmak üzere büyük ekonomilerde faiz indirim döngüsünün zamanlaması, gelişmekte olan piyasalar üzerinde doğrudan etkili oluyor. Türkiye özelinde ise enflasyon patikası, beklenti yönetimi ve finansal istikrar hedefleri, politika faizinin yönünü belirleyen temel faktörler arasında. Mevcut konjonktürde jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerinden enflasyon üzerinde oluşturduğu baskı, merkez bankalarının daha temkinli ve veri odaklı bir yaklaşım benimsemesine ve bekle-gör stratejine neden oluyor. Bu nedenle faiz patikası, önümüzdeki dönemde de büyük ölçüde enflasyon görünümüne ve dışarıdaki jeopolitik gelişmelere bağlı olarak şekillenecek.
Peki, bugün gördüğümüz tablo geçici bir düzeltme mi, yoksa yeni bir finansal düzenin başlangıcı mı? Seltem İyigün, bugünkü tabloyu, tam anlamıyla yeni bir finansal düzenin başlangıcından ziyade, kalıcı davranış değişiklikleri içeren bir geçiş dönemi olarak okuyor. Jeopolitik risklerin yapısal hale gelmesi, yüksek faiz ortamının uzaması ve artan belirsizlik, yatırımcıların risk algısını ve portföy tercihlerini daha temkinli ve likidite odaklı bir yapıya taşıyor. Bu nedenle piyasalarda eski normale dönüşten çok, daha parçalı ve ihtiyatlı bir yeni dengeye doğru bir evrim söz konusu. Ayrıca önümüzdeki dönemde, şimdiye kadar görece daha az öne çıkan nadir toprak elementleri, küresel ticaret dengeleri ve büyüme dinamikleri üzerinde belirleyici bir rol üstlenebilir.

Hande Şekerci de özellikle 2022 yılından bu yana artan jeopolitik risklerin, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi, finansal varlıklar arasındaki korelasyon yapısının değişmesi ve merkez bankalarının politika setlerinde gözlenen dönüşümün, daha parçalı bir finansal düzene geçişin sinyalini verdiğini belirtiyor. Bu süreçte sermaye akımlarının yönü, güvenli liman algısı ve rezerv tercihlerinin de yeniden tanımlandığını vurgulayan Şekerci, "Dolayısıyla bugün karşı karşıya olunan durum, geçici bir piyasa düzeltmesi değil aynı zamanda küresel finansal düzenin daha karmaşık, daha az öngörülebilir ve daha fazla risk duyarlılığı içeren yeni bir evreye evrilmesinin başlangıcı olarak okunabilir" diyor.

Murat Yılmaz'a göre, küresel tarafta gözlenen mevcut piyasa dalgalanması kısa vadeli düzeltme unsurları taşısa da sermaye akımlarındaki kalıcı yön değişimleri daha seçici, jeopolitik risklere duyarlı ve dayanıklılık odaklı yeni bir finansal denge arayışına işaret ediyor.

Emir Münir Sarpyener de bu tablonun sadece geçici bir düzeltme değil, aynı zamanda yeni bir finansal rejime geçişin ilk sinyalleri olduğu konusunda hemfikir. Ancak bunu 'Yarın sabah yepyeni bir dünya düzeni' gibi okumanın da yanlış olacağını savunan Sarpyener, şunları ekliyor: "Kısa vadede düzeltme, orta vadede ise rejim değişimi yaşanıyor. Yani bugün gördüğümüz sert dalgalanma hem taktiksel satışları hem de yapısal fiyatlama değişimini içeriyor."

UZMANLAR NE ÖNERİYOR?

Alper Nergiz /GCM Yatırım Genel Müdürü
Dengeli ve çok bileşenli portföy
Bu dönemde tek bir enstrümanı mutlak anlamda güvenli liman olarak tanımlamak yerine, portföy çeşitlendirmesinin ön plana çıktığı bir yapı söz konusu. Kısa vadeli TL enstrümanları faiz avantajı sağlarken, altın jeopolitik risklere ve çeşitlik anlamında karşı koruma işlevi görürken, döviz ise kur oynaklığına karşı dengeleyici bir rol üstleniyor. Para piyasası fonları ve likit araçlar da likidite ihtiyacını karşılamak açısından önemli alternatifler arasında. Dolayısıyla güvenli liman yaklaşımı, tek bir varlıktan ziyade dengeli ve çok bileşenli bir portföy yapısına evrildi. Kısa vade için riskli ve dalgalı biraz bekle-gör dönemi. Ayrıca likidite ihtiyacının göz önünde bulundurulması ve portföyün belirli bir kısmının hızlı nakde dönüşebilir enstrümanlarda tutulması, olası fırsatları değerlendirme esnekliği sağlar.

Emir Münir Sarpyener/Tera Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi & Genel Müdür
Tek varlığa yüklenmeyin
Mevcut tabloda yatırımcılara önerim; yüksek getiri kovalamak değil, konjonktüre uyum sağlamak olur. Şu anda piyasalar tek temayla ilerlemiyor; jeopolitik riskler, enerji fiyat şoku, geciken faiz indirimleri ve sektör rotasyonu aynı anda fiyatlanıyor. Bu kapsamda tek varlığa yüklenmemek ve hisse tarafında endeks değil, tema seçmek önem taşıyor. Ayrıca Türkiye'de şu an risksiz getiri tarafı çok güçlü; bu yüzden yüksek faizli TL mevduat ya da para piyasası fonlarının ciddi bir alternatif olma değeri taşıdığı unutulmamalı. Altını ise portföyün ana getiri sağlayıcısı gibi değil, bir sigorta gibi düşünmek gerektiği kanaatindeyim.

Murat Yılmaz/ING Yatırım Genel Müdürü
Esnek ve likit portföy
27 Şubat-3 Nisan döneminde döviz mevduatlarında yaklaşık 5 milyar dolarlık artış, TL mevduatta ise sınırlı gerileme görülüyor. Döviz mevduatlarındaki artış, tasarruf dağılımında döviz lehine sınırlı bir ayarlama olarak ifade edilebilir. Güvenli liman algısını günümüz koşullarında tek bir varlığa indirgemek yanıltıcı olabilir. Denge arayışında, farklı enstrümanlarla doğru dağıtılmış portföylerin öne çıktığı görülüyor. Kısa vadeli TL enstrümanların, nitelikli hisse senetlerinin, altının ve seçilmiş yabancı para bazlı varlıkların birlikte değerlendirildiği, nispeten esnek ve likit portföylerin daha sağlıklı olduğunu düşünüyoruz. Gelişmelere ve beklentilerdeki değişimlere göre portföy dağılımında zaman zaman farklılığa gidilme esnekliğine sahip olunması, stop-loss seviyelerini belirlemek ve hedging araçları kullanarak riskleri sınırlamak da önem taşıyor.

Hande Şekerci/İş Portföy Başekonomist
TL halen güvenli liman

Jeopolitik gerilim sürerse, TCMB'nin faiz artırımı yapabileceğini düşünüyoruz. Daha uzun süre yüksek faiz teması devam edecektir. Yurt içi varlıklar açısından TL'nin halen güvenli olduğunu değerlendiriyoruz. Genel olarak ise nakit ve dönem dönem diğer gelişmiş ülke para birimleri karşısında ABD doları diye değerlendiriyoruz. Geçen sene ABD öncülüğünde başlayan korumacı ticaret politikalarının, orta ve uzun vadede ABD ekonomisini zayıflatacağı, diğer merkez bankalarının rezervlerinde ABD doları ağırlığının azalacağı yönünde görüşler oluşmuş ve bu durum doları zayıflatmıştı. Ancak Orta Doğu'da savaşın başlamasından bu yana doların G10 para birimleri karşısında değerlendiğini görüyoruz.

İbrahim Şişman/ Colendi Menkul Araştırma Uzmanı
Kredili ve kaldıraçlı işlemlerden uzak durun

İçinde bulunduğumuz son bir yılı aşkın süredir piyasalar tarife ve savaşlar gibi yeni süreçlerden geçiyor. Bu dönemlerde risk profilinize göre en korunaklı alanda kalmanızı; özellikle kredili ve kaldıraçlı pozisyonlardan uzak durmanızı öneririm. Belirsizlik ortamları uzun vadeli yatırım iştahını azaltacağı için kısa vadeli getirilerin öne çıkacağı mevduat ve para piyasası fonlarının yanı sıra, risk profilinize göre görece defansif ve iskonto barındıran hisse senetlerine yer verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Belirsizlik ortamının ortadan kalkması hisse senetlerine olan ilgiyi artırırken; kısa vadeli getiri odaklı yatırımlar ise dönemsel fırsatların değerlendirilmesine olanak sağlayacaktır.

Dr. Kutay Gözgör/Kuveyt Türk Yatırım Araştırma Direktörü
Gürültüye değil, temel rasyolara odaklanın!

Borsalarda fiyatlama gücünü koruyabilme ihtimali olan ve operasyonel nakit akışı nispeten güçlü kalabilecek sektörlerin bir adım öne çıkabileceğini düşünüyoruz. Özellikle enerji, savunma, telekomünikasyon ve altyapı gibi alanlar, olası arz kısıtları ve dönemsel jeopolitik gelişmeler nedeniyle yatırımcıların radarında kalmaya devam edebilir. Yatırımcılar, statik ve değişmez bir portföyden ziyade, piyasa koşullarına göre esnetilebilecek dinamik bir yaklaşımı benimsemeli. Aşırı borçlu yapılardan ziyade, güçlü ve sürdürülebilir nakit akışı olan şirketlere odaklanmak daha güvenli bir hareket alanı sunabilir. Piyasadaki gürültüden ziyade şirketlerin temel rasyolarına odaklanmak ve yatırımları orta-uzun vadeli bir perspektifle, kademeli olarak yönlendirmek yatırımcıları olası sert dalgalanmalardan koruyabilir.

Seltem İyigün/Coface Türkiye ve Orta Doğu Ekonomisti
Nakit ve para piyasası araçları gözde

Mevcut ortamda yatırımcıların en çok tercih ettiği güvenli liman, yüksek faiz getiren nakit ve kısa vadeli para piyasası araçları olarak görülüyor. Yüksek reel faiz ve belirsizlik döneminde, sermaye kaybı riski düşük, likiditesi yüksek ve hızlı pozisyon değişimine imkan veren enstrümanların (vadeli mevduat, para piyasası fonları vb.) yatırımcılar tarafından tercih edildiğini görüyoruz. TL'den dövize güçlü bir geçiş eğilimi şu aşamada görülmüyor. TL'de halen pozitif ve yüksek reel faiz sunulması ve Merkez Bankası'nın rezervlerini kullanarak kur oynaklığını sınırlaması, ani kur ataklarını engelliyor. Kurda değer kaybının kademeli seyretmesi de panik amaçlı döviz talebinin önüne geçiyor.

BİZE ULAŞIN