"Bölgesel Çekim Merkezi Olabiliriz"

YAZIAYFER ARSLAN 12:52 - 17.06.2026, Çarşamba

Yaklaşık 10 yıl önce BBK Türkiye temsilciliğini kuran Bilgün Gürkan, körfez sermayesi ile Türkiye arasında adeta bir yatırım elçisi gibi çalışıyor. Savaş nedeniyle kısa vadeli bir bekleme dönemi olsa da orta ve uzun vadede körfez fonlarının ilgisinin devam edeceğini öngören Gürkan, “mevcut konjonktürde ülkemiz güvenli liman özelliği ile uluslararası şirketlerin bölgesel çekim merkezi olabilir” diyor.

ABD ve İran arasındaki ateşkes ve diplomatik görüşmeler, Orta Doğu'da tansiyonu düşürse de bu ateşkesin kalıcılığına ilişkin belirsizlikler nedeniyle, Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölgedeki büyük servetler yeniden konumlanıyor. Orta Doğu'daki artan jeopolitik gerilimler nedeniyle Dubai ve Abu Dabi'den milyarlarca dolarlık sermaye çıkışı yaşandığı belirtilirken, yatırımcılar varlıklarını Hong Kong, İsviçre ve Singapur gibi daha güvenli olarak algıladıkları limanlara taşıyor.

Peki, son gelişmeler; bölgede ekonomik istikrarı, büyüme potansiyeli ve dış politikadaki tarafsız duruşu ile dikkat çeken Türkiye açısından ne anlama geliyor? Orta Doğu sermayesinin yön değiştirmesi ülkemiz açısından yeni fırsatları da beraberinde getirir mi? Savaş sonrası küresel dengelerin yeniden inşa edilmesi, ticari ilişkilerimize nasıl yansıyacak?
İşte, bütün bu soruların yanıtlarını almak üzere Bank Of Bahreyn & Kuveyt (BBK) Türkiye Müdürü Bilgün Gürkan ile bir araya geldik. Yaklaşık 10 yıldır temsilcilik ofisi ile Türk bankacılık sektöründe faaliyetlerini sürdüren BBK, Türk şirketlerine sağladığı finansman desteğinin yanı sıra Körfez bölgesinden ülkemize yatırım yapmayı düşünenlerin akıl danıştığı ilk adreslerden biri.
DEİK Türkiye-Kuveyt İş Konseyi Başkanlığı görevini de yürüten Bilgün Gürkan, aynı zamanda DEİK Türkiye-Orta Doğu ve Körfez İş Konseyleri Koordinatör Başkan Yardımcılığı ve TÜSİAD Körfez Çalışma Grubu Başkanlığı şapkasını da taşıyor. Dolayısıyla gerek BBK'daki görevi gerekse sivil toplum kuruluşlarındaki sorumlulukları nedeniyle Körfez bölgesine oldukça hakim ve yatırımcı psikolojisini iyi biliyor. Körfez ülkelerindeki bankaları her ziyaretinde Türkiye'ye olan yatırım iştahının giderek arttığını gözlemleyen Gürkan, savaş nedeniyle kısa vadeli bir bekleme dönemi olsa da orta ve uzun vadede Körfez fonlarının Türkiye ilgisinin devam edeceğini düşünüyor. Türkiye'nin coğrafya olarak hem Asya ve Avrupa hem Körfez hem de Afrika'ya yakın olduğunu belirten Gürkan, mevcut konjonktürde ülkemizin Körfez ve diğer uluslararası şirketlerin bölgesel merkezi olma potansiyeli taşıdığına inanıyor.
BBK'nın kuruluş hikayesi ve Türkiye'deki misyonu ile başlayan sohbetimiz, Körfez sermayesinin Türkiye'ye olan ilgisi, savaşın etkisi ve gelecek öngörülerine kadar uzandı.

BBK kaç ülkede faaliyet gösteriyor?

BBK, Bahreyn ve Kuveyt devlet iştiraklerinin ortak sermayedar olduğu bir devlet bankası. Yüzde 75 Bahreyn sermayesi, yüzde 25 Kuveyt sermayesinden oluşuyor. 13,1 milyar dolarlık aktif büyüklüğe sahibiz. Hem retail hem İslami bankacılık lisansımız var. Bahreyn, Kuveyt ve Hindistan'da varız. Türkiye ve Dubai'de de temsilcilik ofislerimiz bulunuyor. 10 yıldır Türkiye'de faaliyet gösteriyoruz. Ana amacımız; Türkiye'deki yatırım fırsatlarını anlamak, yurt dışına buradaki pazarla ilgili bilgi vermek. Ayrıca Körfez ve Türkiye arasındaki olası iş birlikleri, yatırım ve fonlama imkanları hakkında yurt dışına bilgi aktarmak. Şu anki CEO'muz da Bahreyn Bankalar Birliği'nin başkanlığını yürütüyor. Dolayısıyla bölgedeki fonlara oldukça hakim olduğumuz için Körfez sermayesinin Türkiye'ye ilgisini ve fırsatları değerlendirmelerini merkezimize aktarmakta destek oluyoruz. Hatta genel merkezimiz, geçen yıl yönetim kurulu toplantısını Türkiye'de yaptı. Bu toplantıyla hem Türkiye'deki şirketleri ziyaret ettiler hem de buradaki imkanları bizzat görme fırsatını yakaladılar. BBK Türkiye'de olmaktan çok memnun.

BBK olarak Türkiye'de bankacılığın yanı sıra ilgilendiğiniz başka alanlar var mı?

Körfez'de, 50 tane banka var. Körfez coğrafyasını düşününce 6 tane ülkeden bahsediyoruz. Bu 6 ülkenin en büyük bankaları yıllar içerisinde birleşerek büyümüş. Esasında şu an bizim bankamız da aynı şekilde birleşme sürecinden geçmek üzere. Bahreyn'in bir başka büyük bankası ile birleşme imkanlarına bakılıyor. Bu sayede ya birleşerek ya satın alarak Körfez'deki bankalar, konsolide oluyor ve daha büyük aktif büyüklüğe ulaşıyor. Bu da Türkiye için bir imkan yaratacak. BBK olarak birleşme sürecini tamamlarsak, Türkiye'deki olası fırsatların daha ciddi olarak değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Türkiye'de finans piyasasında bankacılık lisansının yanı sıra fintek ve yazılım alanında da fırsatlara bakabiliriz.

Aslında BBK olarak Körfez sermayesi ile Türkiye arasında bir köprü görevi görüyorsunuz…

Evet doğru. Aynı zamanda 10 yıl önce kurulduğumuzda, ana merkezimiz Türkiye'de farklı derneklerde bölgeyi temsil etmemizi istemişti. İlk kuruluşumuzda Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye Bahreyn İş Konseyi'ne üye olduk. 9 yıl önce de Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) üyesi olduk. TÜSİAD'da Körfez Çalışma İş Grubu'nu 2017 yılında biz kurduk. Hala da başkanlığını yürütüyorum. Bu kapsamda, Körfez bölgesiyle ikili ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek ve karşılıklı ticaret ve yatırım miktarını arttırmak amacıyla bu ülkelere ziyaretler düzenliyoruz. Şirketler, devlet fonları, önde gelen finans kuruluşları ve büyük aileler nezdinde Türkiye'deki yatırım fırsatlarına ilişkin farkındalığı artırmayı hedefliyoruz.

Körfez sermayesi açısından Türkiye'yi cazip kılan özellikler neler?

Bence ana sebep buradaki imkanlar. Coğrafya olarak Körfez'e baktığınızda çok likit ve büyük fonlara, bankalara sahipler ama Türkiye'deki kadar çok imkan yok. Çünkü sonuçta küçük bir coğrafyaya sahip. Belli sayıda, daha çok orta ölçekli şirketler var. Halbuki Türkiye'de hem çok büyük ölçekli şirketler var hem bankalarımız hem devlet şirketlerimiz var. Aynı zamanda Türkiye, coğrafi olarak Körfez İş Birliği Konseyi ülkeleri (GCC) ve Avrupa'nın arasında olduğu için özellikle Türkiye'yi ve İstanbul'u bir merkez almaları çok daha kolay oluyor.

Körfez bölgesi ile Türkiye arasındaki ticaret potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve TÜSİAD şapkamdan dolayı şunu gözlemliyorum. Her yıl Körfez ülkeleri ile ticaret hacmimiz istikrarlı bir şekilde artıyor. Ancak yine de ABD veya Çin'in ihracat-ithalat rakamlarına henüz ulaşamadık. 2025 rakamları itibarıyla 30,1 milyar dolarlık bir ticaret hacmimiz var. Körfez ülkeleri yani GCC deyince 6 ülkeden bahsediyoruz: Bahreyn, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Umman. Burada sadece Umman'ın Türkiye'de bankası ve temsilcilik ofisi yok. Arap dünyasında işler her ülkede farklı zamanlarda ilerliyor. Türk iş insanı olarak, bu coğrafyada iş yaparken biraz daha zamana ve sabra ihtiyacımız olabiliyor. İşlerin ilerleyişinin sağlanması için sürekli temas edilmesi ve yüz yüze görüşmelerin yapılması ile olası fırsatların takip edilmesi gerekiyor. Ama samimi olarak şunu söyleyebilirim. Bölgede özellikle Türk dizilerinin çok pozitif etkisi olmuş. Ne zaman gitsek herkes dizilerden bahsediyor. Bu yüzden o dizilerin çekildiği yerleri görmeye gelen veya dizideki oyuncuların giydiği kıyafetleri nereden bulacağını soran yurt dışından çok arkadaşım var. Onun haricinde kültür olarak çok benziyoruz. Aynı aile kültürümüz var. Onun çok büyük bir pozitif etkisi söz konusu. Bizler daha uluslararası normlarda iş yapabiliyoruz. Bu ikisini harmanladığımızda Türk iş dünyasının Körfez bölgesi ile daha yapacağı çok iş olduğuna inanıyorum ve gözlemliyorum. Biz de bu anlamda iki bölge arasında olası fırsatları takip etmeye devam ediyoruz.

İslami finans konusunda Türkiye'nin potansiyeli nedir?

Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve BAE'den Türk bankacılık sisteminde faaliyet gösteren çok sayıda banka bulunuyor. Onun haricinde büyüklük olarak hala buraya gelip satın alma yapabilecek potansiyele sahip birçok banka var. Türkiye'nin şu anda İslami bankacılıktaki payının yaklaşık yüzde 10'ları bulduğunu düşündüğümüzde bu alanda hala çok büyük büyüme potansiyeli olduğuna inanıyorum.

2026 yılına ilişkin büyüme planlarınız ve hedefleriniz neler?

Londra'da beraber olduğumuz bir yatırım bankası var. Bu İngiliz bankası ile birlikte halka açılacak şirketlere danışmanlık yapmak, halka arz sürecinde yardımcı olmak, halka açık şirketlere road-showlar düzenlemek ve satın alma-birleşmelerde aracılık yapılması konularında daha aktif olmak istiyoruz.

Körfez sermayesi, Türkiye'de finans dışında başka hangi sektörlere bakıyor?

Teknolojiye bakıyor. Savunma sanayi, enerji, yenilenebilir enerji sektörleri ilgilerini çekiyor. Bunun dışında Körfez bankalarının çoğu sürdürülebilirliğe yeni geçti. Sürdürülebilirlik komitelerini daha yeni kurdular. O yüzden de hem bankaların hem Türk şirketlerinin sürdürülebilir finansman talebine ilgi gösteriyorlar.

Anladığım kadarıyla Arap bankalarının, Türk bankacılık sisteminden öğreneceği çok şey var…

Doğru. Türkiye'deki bankacılık sistemi dijital bankacılıkta ve süreç yönetiminde daha aktif. Ülkemizde kadın bankacıların oranı yüzde 50 civarında. Yurt dışında da yavaş yavaş kadın yönetici oranının arttığını görüyoruz. Ben de bazı stratejik komitelerde danışman olarak görev yaptım. Buradaki gözlemlerimi, fikir vermek adına oradaki yöneticiler ile paylaştım.

Peki, Türk şirketleri, Körfez bölgesinde hangi sektörlere ilgi gösteriyor?

Özellikle gıda, mobilya, tüketim, inşaat malzemeleri sektörlerine ilgi gösteriyorlar. Körfez bölgesi bizim ürünlerimizi gerçekten seviyor ve kullanmak da istiyor. Orada Türk şirketlerinin gidip ya temsilcilik açması gerekiyor. Ya da distribütörlerle ve doğru kanallarla iş birliği yapması gerekiyor. Bazı büyük şirketlerin Dubai ofisleri var, oradan satışlarını yapıyorlar.

Türkiye'nin bölgesel finans merkezi olma hedefini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çok doğru bir hedef. Çünkü sonuçta, özellikle Londra bu anlamda çok büyük bir finans merkezi konumunda. Orada bütün Avrupa'nın ve Körfez'in ve diğer coğrafyaların bankaların hepsinin temsilcilik ofisi olduğunu görüyoruz. Halbuki Türkiye de coğrafya olarak hem Körfez'e hem Afrika'ya hem Avrupa'ya hem Asya'ya yakın. O yüzden İstanbul Finans Merkezi'nin çok iyi bir görev göreceğini düşünüyoruz. Stratejik olarak doğru bir hedef olduğuna inanıyoruz.

Peki, bölgenin ateş hattında olması, Türkiye'ye olan yatırımcı ilgisini nasıl etkiliyor?

Sonuçta kısa vadeli bir bekleme dönemi olsa da orta ve uzun vadede Körfez fonlarının Türkiye ilgisinin artacağını gözlemliyoruz. Çünkü son yıllarda sendikasyonlara en fazla Körfez bankaları önderlik ediyor. Bu bile esasında Körfez'in Türk bankalarına olan ilgisini gösteriyor. Esasında Körfez'de çok büyük devlet fonları var. Bunların da bazılarının son yıllarda Türk şirketlerine yatırım yaptığını gözlemliyoruz. Her şey normale döndüğü sürece her şey kaldığı yerden devam edecektir diye düşünüyoruz.
Benim tahminim normal yatırımcı ilgisi devam edecektir, ama şu anki dalgalı piyasanın biraz daha durulması gerekiyor. Şu anda daha önce başlanmış işlere devam ediyorlar. Ama yeni yatırımlarla, yeni imkanlarla şu günlerde ilgilenmezler. Zaten Araplar çok hızlı karar alan bir kültüre sahip değiller. Güven duymaları, karar almaları için bir zaman geçmesi gerekiyor. O yüzden de şu an baktıkları ya da devam ettikleri şeyleri konuşmaya devam ederler ama bu süreç bitince tekrar yeni yatırımları değerlendireceklerini düşünüyorum.

Peki savaş nedeniyle Körfez sermayesi güvenli liman arayışında. Son gelişmeler İstanbul'un bölgesel finans merkezi olma potansiyeline nasıl yansır?

Körfez savaşı devam ettikçe yeni uluslararası şirketler Dubai'ye gelmeye çekinebilir. Türkiye bu anlamda ikinci alternatif olma potansiyeline sahip, özellikle aile ofisleri ve regional şirketlerin bölgesel merkezi olması açısından potansiyel taşıyor. Dubai vergi boyutunda hala avantajlı olduğu için finansal olarak giden yatırımcıların hemen geleceğini düşünmüyorum ama mutlaka bizim Finans Merkezi'nde temsilcilik ofisi açmayı düşünecek banka ya da aile fonları olacaktır. Belli bir süre savaştan dolayı Körfez bankaları için Körfez dışında en güvenilir bölge Türkiye olacağı için oradan gelen sendikasyon ve fonların devam edeceğini düşünüyorum.

Uzun vadeli bakıyoruz

Türkiye'de temsilcilik ofisi açtığımızdan bugüne bir sürü şey yaşadık. 2015 yılında lisansımızı aldık, darbe de bunlardan bir tanesiydi. Onda bile Türkiye'de temsilcilik ofisi açma kararından vazgeçmediler. Avrupa ve ABD'li bankalar bu tarz kaotik ortamlarda geri çekilebiliyor ama Arap bankaları daha uzun vadeli bir perspektifle yatırım kararlarını değerlendiriyor.

İki kadının Arap bankasındaki anıları

Hande Hepşen Diyar (BBK Türkiye Temsilcilik Ofisi Direktörü) ile bizim şöyle bir rüyamız var. Bir gün buradan ayrıldığımızda, 'İki Kadının Arap Bankasındaki Anıları' diye bir kitap yazmak istiyoruz. Çünkü gerçekten arada çok komik anılar oluyor. Her ne kadar kültür aynı olsa da bazı konularda farklı özelliklere sahibiz. Daha çok aile ve yaşam kültürümüz aynı ama çalışma hayatındaki kültürlerimiz daha farklı. Yani özellikle Türk bankacılık sistemi çok daha dinamik, aktif ve çok hızlı aksiyon alan bir yapıya sahip. Arap dünyasında 'Acele etmeyelim, bugün de yapsak olur, yarın da yapsak olur' diye bir yaklaşım söz konusu. Yurt dışının zaman kavramı ile bizimki arasında fark var. Ama zaman içerisinde biz de bunu yönetmeyi öğrendik. Hem yurt dışının neyi ne kadar sürede yaptığını yaşayarak öğrendik hem de onlar bize biraz adapte olmaya başladı.

BİZE ULAŞIN